Bu bölüm en son 21 Aralık 2006 tarihinde güncelleştirilmiştir.

 

18 ARALIK 2006 TARİHLİ HABERLER

HÜRRİYET

Bu da mı yalan Sayın Başhekim

Başhekim olayı yalanlıyor. Peki hastanın dosyasında duran bu rapor da mı yalan sayın başhekim.
     BAŞHEKİMİN ÇELİŞKİLERİ
     Dün basın açıklamasıyla olayı yalanlayan Başhekim Opr. Dr. Rıza Sarıbabıçcı'nın ifadelerinde çelişkiler var.
     1. Olay 13 Kasım 2006 günü meydana geliyor. Hastaya ameliyatı yapan operatör doktor 15 Kasım günü yazdığı raporu hastanın dosyasına koyuyor. Bir ay boyunca bu raporla ilgili hiçbir işlem yapılmıyor.
     2. Aradan tam bir ay geçtikten sonra Uğur Dündar ve ekibi bu olayı ortaya çıkarıyor. Olay hastanenin başhekimine soruluyor. Başhekim o gün olayı doğruluyor ve inceleme başlatıldığını söylüyor.
     3. Haber Hürriyet'te yayınlandıktan sonra Başhekim, bu defa olayı incelediklerini ve olayın doğru olmadığını söylüyor. Altını çize çize o rapor
     13.11.2006 saat 17 sıralarında Skrotal kitle, sol orşit, sol testis torsiyonu şüphesi ile acilen yatırıldı. Acil olarak skrotal ultrason istendi.Fakat aşağıda bayan radyolog olması sebebiyle çekilemedi. Ertesi gün sabah erkenden tekrar ultrason için girişimlerde bulunuldu. Yine bayan radyolog olması dolayısıyla yine çekilemedi. Acil olarak başhekimin kendisine haber verildi. Yazılı olarak buna rağmen saat ancak 14 civarında çekilebildi. Torsiyon teşhisi ile acilen operasyona alındı. Testis detorsiyon edildi. Testis son derece ödemli ve hemorojikti. Açılması beklendi, pek açılmadı. Testis detorsiyon edilerek beklenmek üzere skrotuma yerleştirildi. 16.11.2006’da hasta tekrar operasyona alındı. Testis dokusunda bir gelişme izlenmedi, testis alındı, patolojiye gönderildi.
     SORUYORUZ
     Bu rapor dosyaya girdikten sonra bir ay geçtiği halde neden bu konuyu inceleyip, rapor etmediniz. Neden bu iddiayı hastanın dosyasına koyan doktoru çağırıp ifadesini almadınız, hakkında niye işlem yapmadınız?Arena Muhabiri Mine Özbek, Cumartesi günü sizi aradığında Özbek'e "Evet olayı ben de duydum, inceliyorum" dediniz. Öyleyse dün DHA muhabirine neden "Daha önce hemşireden duydum ve incelettim" dediniz.Dinci çevrelerde sanki olayın kasıtlı olarak türbanlıların üzerine gitmek için çıkarıldığı havası yayılıyor. Onlara da bir not: Kadın radyologların işini yapmadığı haberini dosyaya koyan doktor, AKP'nin milletvekili adayıydı. Yani "Laikçi" bir insan değil
____________

RADİKAL

Bir ilçeyi bile bile zehirliyorlar!

Kirliliğin dağılmadığı 'inversiyon' dönemlerinde iki ünite çalışması gereken Yatağan Termik Santralı, üç ünitesini çalıştırarak ilçeyi dumana boğdu. Bir ölçüm cihazının yeri de değiştirilerek kirlilik düşük gösterildi. Çocuklar hastanelik olurken santrala 208 bin YTL ceza kesildi, müdüre suç duyurusu yapıldı
     CAVİT YILDIRIM-MUĞLA - Yatağan ilçesini yaşanmaz hale getiren termik santralın, kükürtdioksit oranının tehlike sınırını 10 kata kadar aştığı inversiyon (sıcaklık terselmesi yüzünden kirliliğin dağılmaması) dönemlerinde, yasağa rağmen üç üniteyle çalışarak halkı soluksuz bıraktığı ortaya çıktı. Ölçüm cihazlarından birinin yerinin değiştirilerek, kirliliğin daha düşük gösterilmeye çalışıldığı öne sürülürken, santrala 208 bin YTL ceza kesildi.
     Santralda üretim üç ünitede sürerken, Merkez Mahmut Yanar Sağlık Ocağı'nın çatısında bulunan Yeniköy Elektrik Üretim Anonim Şirketi'ne (YEAŞ) ait hava kirliliği ölçüm cihazının yeri 10 gün önce değiştirildi. İki katlı binanın çatısından sökülen cihaz, ikinci katın cephesine sabitlendi. Cihazın yeni yeri iki bina arasında, daha aşağıda ve rüzgâr almadığı için, kirlilik değerlerinin daha düşük çıkmaya başladığı belirtildi.
     14 Aralık Perşembe günü bu cihazla havadaki kükürtdioksit miktarı 35 mikrogram/metreküp oldu. YEAŞ'a ait seyyar cihaz ise dışarıdaki ölçümde kirliliği 270 mikrogram/metreküp seviyesinde gösterdi. Çevre İl Müdürlüğü de YEAŞ'ı, Sağlık Ocağı'ndaki cihazın yeni yerinin uygun olmadığı konusunda uyardı. İlçede 11-13 Aralık arasında 250 öğrenci, üst solunum yolu şikâyetleriyle sağlık kuruluşlarına başvurdu. Bu sayı, bir hafta öncesine göre yüzde 30 yüksekti.
     Muğla Mahalli Çevre Kurulu'nun, 'inversiyon beklenen kasım-aralık ile mart-nisan aylarında termik santralın en fazla iki üniteyle çalıştırılması' kararına rağmen, santralın sürekli üç üniteyle çalıştırıldığı belirtildi.
     Muğla Çevre Müdürlüğü'nün, Santral İşletme Müdürü Aziz Tığ hakkında 23 Kasım'da, kirliliğinin sınır değerleri aşması gerekçe gösterilerek, suç duyurusunda bulunduğu ve santrala 208 bin YTL para cezası kestiği belirtildi.
     Yatağan Sağlık Grup Başkanı Mevlüt Karadağ, sağlık ocağında bulunan ölçüm cihazı üzerindeki her türlü sorumluluğun YEAŞ'a ait olduğunu belirterek, "Cihazın yerinin değiştirildiğinden haberimiz yok. Biz sadece YEAŞ'a, çatı tadilatı yapacağımızı bildirdik. Ancak haberimiz olmadan cihazı çatıdan almışlar" diye konuştu.
     Meteoroloji: Dinlemediler
     Yatağan Meteoroloji İstasyonu'nun, günlük hava tahminlerini santrala sürekli ulaştırdığı, ancak dikkate alınmadığı iddia edildi. Görevliler "14, 15 ve 16 Aralık raporlarında yüksek hava basıncı beklendiği bildirilmişti. İnversiyon beklenen, yani sıcak havanın alçaldığı bu dönemlerde uyarıya rağmen, santral çalıştırıldı" dedi.
____________

EVRENSEL

Beş ilde yarım milyon kişinin hayatı tehlikede

Onur Bakır - Aile hekimliği uygulanan 5 pilot ilde yapılan araştırmaya göre 469 bin kişinin kalıcı aile hekimi yok
     Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Üyesi Erkan Kapaklı’nın, aile hekimliğine geçilen 5 pilot ili kapsayan araştırmasına göre hâlâ kalıcı bir aile hekimi olmayan 469 bin kişi, 3 ya da 6 ayda bir değişen hekimlerden hizmet alıyor. Kapaklı, özellikle 469 bin kişinin sağlığının risk altında olduğu uyarısında bulunuyor.
     Kapaklı’nın araştırmasına göre, Düzce, Eskişehir, Bolu, Edirne ve Denizli’de görev yapan bin 160 pratisyen hekimden 466’sı aile hekimi olmayı reddetti. Yeterli sayıda gerekli koşulları taşıyan hekim bulunamaması nedeniyle toplam 734 aile hekimliği pozisyonundan 134’ü boş kaldı. Boş pozisyonlardaki nüfus, Düzce’de 42 bin, Eskişehir’de 77 bin, Bolu da 17 bin 500, Edirne’de 63 bin, Denizli’de 269 bin 500, toplamda ise 469 bin olarak gerçekleşti. Bir başka deyişle 469 bin kişilik nüfus için kalıcı aile hekimi atanamadı.
     Sağlık Bakanlığı, bu açığı gidermek için aile hekimliğini seçmeyen pratisyen hekimleri geçici görevlendirme ile boş pozisyonlara yerleştirme yoluna başvurdu. Ancak geçici görevlendirmenin yasal süresi 3 ay. 3 ayın sonunda da 3 aylık bir uzatma yapılabiliyor. Bu nedenle geçici görevlendirilen hekimler, görev yerlerinde 3 ay ya da 6 ay duruyor. En geç 6 ayda bir hekim değişikliğine gidiliyor.
     Araştırmaya göre aile hekimliğine geçilen 5 ilde toplam 2 milyon 569 kişi kaosa sürüklenirken, kalıcı aile hekimi olmayan 469 kişinin sağlık hizmetlerine ulaşması daha da zorlaştı. Örneğin Denizli’nin ilçelerinde bir ya da iki aile hekimi görevlendirildi. Çardak, Baklan, Bekilli ve Çal ilçelerinde aile hekimi bulunmuyor. Araştırmada, “aile hekimliği batağa saplanıyor” tespiti yapılıyor.
     Riskler var
     TTB Merkez Konsey üyesi Erkan Kapaklı, gazetemize yaptığı açıklamada, “Sağlık ocaklarında çalışan hekimler, ebe ve hemşireler görev yaptıkları bölgeyi, o bölgede yaşayan insanları, insanların yediği yemeği, içtiği suyu, yaşadığı sorunları, sağlık risklerini iyi bilir ve görevini bunları dikkate alarak yerine getirir. Sürekli bir koruyucu sağlık hizmeti de ancak böyle verilebilir” dedi. Aile hekimliğine geçilen 5 ilde 469 bin kişinin aile hekiminin 3 ya da 6 ayda bir değiştiğine işaret eden Kapaklı, bu sorunun özellikle varoşlarda ve köylerde yaşandığını bildirdi.
     Kapaklı, “Koruyucu sağlık hizmetleri bu şartlarda sürekli verilemez. Hekim görev yaptığı yeri tanıma fırsatını bulamaz. Sağlıklı doğumlar yapılması, anne ve çocuk sağlığının korunması, çocukların sağlıklı büyümesi, salgın ve bulaşıcı hastalıkların engellenmesinde ciddi riskler var” uyarısında bulundu. Aile hekimliğinin Türkiye’de yaşayanların sağlığında ciddi bir tahribata yol açacağını belirten Kapaklı, özellikle parası olmayanların sağlık hizmetlerine ulaşamayacağını ifade etti. Kapaklı, “Aile hekimliği bir göz boyamadır, kandırmacadır” diyerek, aile hekimliği sisteminden vazgeçilmesini ve sağlık ocaklarının daha da güçlendirilmesini istedi. (Ankara/EVRENSEL)
     Hekimlerden destek yok
     İl Hekim Ret Oran
     Düzce 80 10 12.5
     Eskişehir 360 70 19.4
     Bolu 110 46 41.8
     Edirne 482 298 61.8
     Denizli 482 298 61.8
     Toplam 1.160 466 40.1
____________

17 ARALIK 2006 TARİHLİ HABERLER

BİRGÜN

Lösemi hastası çocuk 42 haftadır yollarda
     Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Ünite-si'nde 42 haftadır tedavi gören 10 yaşındaki Sibel Aksu, 378 saat yol kat etmek zorunda kaldı.
     Ordu'nun Aybastı İlçesi Beş-tam Köyü'nde oturan Aksu ailesinin kızları Sibel, 2005'te lösemi hastalığına yakalandı. Yeşil kartlı Sibel, haftada yaklaşık bir saat süren ilaç tedavisi için gidiş-dönüş 9 saat yol kat etti. Anne Şakire Aksu, kızının 2005'te lösemiye yakalandığım belirterek, "OMÜ Tıp Fakültesi'ne gelmek için sabah saat 08.00'de yola çıkıyoruz. 4.5 saatlik yolculuğun ardından bir saat süren tedaviye giriyoruz. Samsun'dan ilçemize son araç saat 15.00'te kalkıyor. O araca yetişip köyümüze dönüyoruz. Bazen tahliller tutmuyor, tedavi gecikiyor, o zaman da Samsun'da kalmak zorunda kalıyoruz. Kızımın sağlığına kavuşması için mücadele veriyoruz" dedi.
     Eşinin inşaatlarda çalıştığını, sosyal güvenceleri olmadığını, Samsun Lösemili ve Kan Hastalıklı Çocuklar Derneği olmasa tedavilerini sürdürmek için hastaneye gelmelerinin imkânsız olduğunu kaydeden Şakire Aksu, "Hastaneyle imzalanan ilk protokole göre tedavi sürecinin yarısı bitti.Protokol bittiğinde tedavinin başka bir süreci başlayacak. Yaşadığımız zorlukları görünce gözlerim kararıyor, ama kızımın hayatta kalabilmesi için buna mecburum. Bu engelleri aşmak zorundayız" dedi.
____________

Denizli'de aile hekimliği skandali büyüyor

Denizli'de başlatılan aile hekimliği pilot çalışması hukuk ve sağlık ihlalleriyle sürüyor.
     CHP Denizli Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Neşşar yaptığı açıklamada, "Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü by-pass edilerek Denizli'ye "özel" olarak çıkartılan Aile Hekimliği ve Aile Sağlığı Elemanı Yönergesi'nin ihlal edildiğini söyledi.
     Neşşar, "İl sağlık müdürü, yetkisi dışında tabip odası başkanına bu sıfatıyla soruşturma açmaya kalkıyor, verem savaş, talas-semi ve diabet merkezleri çalışamaz duruma getiriliyor.
     Denizli doktorlarının yüzde 62'si aile hekimliği uygulamasına karşı çıktığı için yönergeyle 100 hekim oradan oraya sürülüyor. Kısacası sağlıkta dönüşüm, Denizli'de "sağlığın kıyımına" dönmüş durumda. Yönergenin 18. maddesi görevlendirmenin hizmet puanına göre ve öncelikle kendi ilçesinden ve ilçede yoksa merkezden yapılacağım söylüyor. Uygulamaya baktığınızda hizmet puanı yüksek olan hekimlerin sürüldüğü görülüyor. Bu kıyımdan 22 yıldır verem savaş dispanserinde çalışmış hekimler, talassemi ve diabet merkezinde çalışan özel beceri edinmiş hekimler ve 13,500 puanlı bir şehit pilotumuzun eşi de nasibini alıyor. Boş ilçelere yönerge doğrultusunda merkezden görevlendirme yapılması gerekirken, ilçeler arasında yer değiştirmeler yapılıyor ve yandaşlar merkezde tutuluyor. Daha da acısı, görevlendirmelerin 6 aylık olduğu göze alındığında 6 ay sonra ortalığın ne biçimde karışacağı şimdiden görülüyor. Bunları yapan il sağlık müdürü ise pazartesi gün işi bırakıp aile hekimi olmaya hazırlanıyor" dedi.
     Sağlık bakanına soru önergesi
     DENİZLİ'de süren aile hekimliği pilot uygulaması için çıkartılan yönerge doğrultusunda, görevlendirmelerin hizmet puanına göre ve ilçede olmadığında öncelikle merkezden yapılması gerekirken tam tersinin yapıldığını biliyor musunuz?
     İldeki hekimlerin yüzde 62'sinin aile hekimliğini reddetmiş olması ile 100 kadar hekimin kış ortasında usulsüzce oradan oraya sürülmesinin bağlantılı olduğunu düşünüyor musunuz?
     Bunun sonucunda verem savaş dispanserinin, talassemi ve diyabet merkezlerinin çalışamaz duruma geldiğini biliyor musunuz?
     Denizli Tabip Odası'nın raporundan...
     "AİLE hekimliğini kabul etmeyen hekimler arasından yapılan atama ve geçici görevlendirmelerde konuyla ilgili yasa, yönetmelik ve Denizli ili Aile Hekimi ve Aile Sağlığı Elemanı Yerleştirme İşlemleri Yönergesi ihlal edilmiştir. Vali Dr. Hasan Canpolat'ın imzasıyla yayınlanan söz konusu yönetmeliğe rağmen atamalar ve geçici görevlendirmelerin neredeyse tamamı bu maddeye aykırı olarak yapıldı.
     Ayrıca Verem Savaş Dispanseri, Sağlık Müdürlüğü Talasemi Merkezi, Sağlık Müdürlüğü Diabet Merkezi gibi son derece önemli merkezler işlevsiz hale getirildi.
____________

MİLLİYET

Kansere tanıya SSK engeli

SSK, her türlü kanserin tanı, evrelendirme ve takibinde hekime yol haritası çizen PET-CT cihazıyla tetkiklere sınırlama getirdi. Hastaların boşuna ameliyat olmasını önleyen cihazdan belli kanser vakaları yararlanabilecek
     NESRİN COŞKUN İzmir DHA-Tasarruf önlemlerini uygulamaya koyan SSK, bu kez kanserli hastaları mağdur eden bir uygulamaya imza attı. SSK'nın, her türlü kanserin tanı, evrelendirme ve takibinde hekime yol haritası çizen PET-CT (Pozitron emisyon tomografisi) cihazıyla tetkiklere endikasyon (neden) sınırlaması getirdiği ortaya çıktı.
     Günler sürecek tetkik maratonu ve stresini dakikalara indirgeyen PET-CT cihazıyla kansere tanı koymak için ortalama 20 dakika yetiyor. Cihaz yüzde 95 kanser vakalarında, yüzde 5 oranında da kardiyolojiyle alzheimer, epilepsi gibi nörolojik hastalıkların tanısında kullanılıyor.
     PET-CT kanserde tümörün iyi huylu mu, yoksa kötü huylu mu olduğunun ayırt edilmesinde, kanserin vücuda yayılıp yayılmadığını belirlemede, tedavinin işe yarayıp yaramadığının gösterilmesinde yol gösteriyor.
     Ancak, cihazdan hangi kanser vakalarının yararlanabileceği konusunda SSK sınırlama getirdi. Emekli Sandığı herhangi bir kısıtlamaya gitmezken SSK sadece akciğer, özefagus (yemek borusu), kolorektal (kalınbağırsak), lenfoma, melanoma (ben kanseri) ve baş boyun kanserlerinde tanı, evrelendirme ve tekrar evrelendirmede ödeme yapıyor.
     SSK, meme, mide, pankreas, karaciğer-safra yolları, incebağırsak, kemik-kas gibi yumuşak doku, genito-üriner (prostat- testis - over- mesane vs.) kanserli hastalara sevk zincirine uyarak gelmesi halinde bile ödeme yapmıyor. PET tetkiki için ücretli hasta 1850 YTL, anlaşmalı kurumlar 1450 YTL ödüyor.
     Uygulamaya tepki gösteren Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Medikal Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erdem Göker, "PET olmazsa hasta boşuna ameliyat olabilir, boşuna kemoterapi alabilir. Endikasyon sınırlaması yerine bu tetkike kimlerin karar vermesi gerektiği belirlenmelidir" dedi.
     Göker, onkoloji konseyinde yumurtalık kanseri olan bir hastayı PET'e sevk ettiklerini belirterek şöyle devam etti:
     "Hastanın akciğerindeki kitle için PET istedik. Ama, iki gözü iki çeşme geri geldi, çekilmemiş. Çünkü SSK ödemiyormuş. Örneğin bu over kanserli bir hasta, akciğerinde de lezyon gelişmiş. Biz bunu bir türlü kanser mi, değil mi ayırt edemiyoruz. İki şey yapabiliriz, ya PET çektirip kanser olduğunu gösteririz ya da hastayı ameliyata veririz, akciğerini çıkarırız. Yani bu kadar vahim sonuçlara yol açıyor."
____________

Zyprexa adlı ilacın etkilerine dikkat

ABD'DE 'Eli Lilly' adlı ilaç şirketinin, 'Zyprexa' adlı ilacının yan etkilerini 10 yıl gizlediği iddia edildi. New York Times gazetesi, şirket yöneticilerinin, psikoz ilacı 'Zyprexa' ile şeker hastalığı riskini artıran şişmanlık ve kan şekeri artışı arasındaki bağlantıya ilişkin verileri gizlediğini yazdı. Gazeteye göre firma yöneticileri, 1 yıllık 'Zyprexa' tedavisi gören insanların yaklaşık 3'te 1'inin en az 10 kilo aldığını gösteren verileri doktorlardan gizlemelerini istedi. "Eli Lilly" şirketi ise iddiayı yalanladı.
____________

Yatağanlı çocuklar kurşun yüklü

SERHAT OĞUZ Yatağan-Yatağan Termik Santralı'nın insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin artık gözle görülür hale geldiğini belirten eski Muğla Tabip Odası Başkanı Naki Bulut, bölgede kanser ve üst solunum rahatsızlıklarının arttığını söyledi.
     İlçede yapılan araştırmada çocukların yüzde 95'inin kanındaki kurşun oranının normalin üzerinde çıktığını vurgulayan Bulut, bir araştırmada ise koyunlarda flor fazlalığının tespit edildiğini söyledi.
     Bölgede doktor olarak görev yaptığı için santrala bağlı rahatsızlıkların arttığını klinik olarak gözlemleyebildiğini vurgulayan Bulut, şunları söyledi: "Yatağan'da az görülen kanser türlerine rastlanıyor. Genç insanların kanser olduğunu görüyoruz. Klinik olarak yaptığımız bu gözlemlerin ciddi bir bilimsel taramadan geçirilmesi gerekir."
     Yatağan Çevre Gönüllüleri Platformu'nun (YAÇEV) kurucusu Nuray Şahbudak da, ilçede artış gösteren kanserli sayısının gizlenmek istendiğini savundu. Şahbudak, YAÇEV üyesi Mesut Günay'ın da lösemi tanısıyla tedavi altına alındığını ve bunun radyasyon etkisinden kaynaklandığını iddia etti.
     Suda ağır metal tehlikesi
     Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Ertuğrul Ünlütürk, gelişmiş ülkelerde atık küllerin, zemini sentetik geçirmez malzemeyle kaplı alanlarda depolandığını, Yatağan'da ise bu yöntemin uygulanmaması nedeniyle zararlı maddelerin yeraltı sularına karışabileceğini söyledi. Ünlütürk, atık küllerin radyoaktivite yayma riskinin de bulunduğunu söyledi.
     Çanakkale Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Alper Baba'nın 2001 yılında yayımladığı araştırmaya göre, Yatağan'da yeraltı sularındaki ağır metal oranları sınır değerlerini aşarken, yeraltı sularındaki kükürtdioksit miktarı da artış gösterdi.
____________

ÖZGÜR GÜNDEM

Küçük Kadir tedavi olmazsa kör olacak

Van'ın Muradiye ilçesinde 3 yıl önce diken batması sonucu bir gözünde görme kaybı oluşmaya başlayan 12 yaşındaki Kadir Taş, ekonomik yetersizlikler nedeniyle tedavi olamıyor. Muradiye Atatürk İlköğretim Okulu 5. sınıf öğrencisi olan Kadir Taş'ın babası Bekir Taş, üç yıl önce diken batması sonucu oğlunun sol gözünde görme kaybı başladığını ifade ederek, o dönemde maddi imkansızlık nedeniyle tedavi ettiremediğini söyledi. Kaymakamlığın desteğiyle geçen mayıs ayında İstanbul'a gittiklerini belirten Taş, şöyle konuştu: 'İstanbul'daki doktorlar tedavi için altı ay sonra gelmemizi istediler. Kasım ayında gittiğimizde ise tedaviyi altı ay sonrasına ertelediler. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nın sağladığı yol parasıyla iki kez İstanbul'a gittim. Üçüncü kez İstanbul'a gidecek imkanım yok. Eğer tedavi olmazsa kör olacak.''
____________

İki sınıf arkadaşı da SSPE'ye yakalandı

FERHAT ARSLAN / HATAY - DİHA - Hatay'ın İskenderun ilçesinde son bir yılda SSPE hastalığına yakalanan 11 çocuktan biri yaşamını yitirirken, Sema Vural ve İsmail Aydın Göç adlı sınıf arkadaşı çocukların da sağlık durumu gün geçtikçe kötüye gidiyor. Çocuklarının her an öleceği korkusunu yaşayan aileler, yetkililerden hastalığa sebep olanların bir an önce açığa çıkartılıp yargılanmasını istiyor.
     İskenderun'daki Gültepe İlköğretim Okulu'nda 4. sınıf öğrencisi 11 yaşındaki Sema Vural, 1 Ocak 2005 tarihinde eksik doz kızamık aşısı ya da aşı yapmamanın yol açtığı bir nörolojik hastalık olan Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE)'ye yakalandı. Okulda yapılan kızamık aşısı nedeniyle hastalığa yakalandığı iddia edilen Sema Vural, SSPE teşhisi ile Ankara Eğitim Hastanesi'ne götürüldü. Burada tedavisi devam eden Sema Vural'ın ailesinin en büyük sorunu ise, maddi durumlarının kötü oluşu.
     Kızı hastalığa yakalandığı zaman yurtdışından siparişle getirilen ilaçların kaymakamlık tarafından ücretsiz verildiğini söyleyen baba Murat Vural, 'Daha sonra bu uygulama kaldırıldı. Bir yıl kendi imkanlarımızla getirdik. Ancak daha sonra tekrar ücretsiz verilmeye başlandı' dedi. Asgari ücretle çalıştığını kaydeden Vural, 'Akrabalarımın desteğiyle ayda bir kızımı Ankara'ya tedaviye götürüyorum. Gözlerimizin önünde gün geçtikçe eriyor' dedi. SSPE Derneği'ne başvurduklarını ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ aleyhinde dava açtıklarını belirten Vural, hastalığa sebebiyet verenler hakkında gerekli yasal işlem yapılmaması halinde davayı AİHM'e taşıyacaklarını kaydetti.
     Bir anda yakalandı
     Sema Vural ile aynı sınıfta okuyan 11 yaşındaki İsmail Aydın Göç de, SSPE hastalığına yakalandı. Oğlunun bir anda hastalığa yakalandığını kaydeden baba Adnan Aydın Göç, hastalığı fark ettiklerinde İskenderun'da özel bir doktora götürdüklerini söyledi. Doktorun sarılık teşhisi koyduğunu fakat oğlunun iyileşmemesi üzerine bu kez Adana Balcalı Hastanesi'ne götürdüklerini söyleyen baba Aydın Göç, 'Burada SSPE teşhisi konuldu. Bir süre önceye kadar ilaçları kendim alıyordum. Ama şimdi yetkililer veriyorlar' dedi.
     Özel bir şirketin yemekhanesinde çalıştığını söyleyen baba Aydın Göç, şunları dile getirdi: 'Ekonomik durumumuz çok kötü. Bu durumumuzu görmeyen yetkililer, konunun medyaya yansımasını istemiyor. 10 gün önce Sağlık Bakanlığı'na yürüdük. Ancak basın buna yer vermedi. Yetkililerin vicdanına sesleniyoruz: Çocuklarımızın bu durumundan memnunsanız uygulamalarınıza devam edin.'
____________

16 ARALIK 2006 TARİHLİ HABERLER

BİRGÜN

SES: Sağlık hakkı ayaklar altında

BELGİN TORAMAN ANKARASağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), tarafından hazırlanan 'İnsan Hakları Raporu'nda, hastaların müşteri konumuna getirildiği ve sağlık haklarının yok sayıldığı belirtildi.
     Sağlık hizmetlerinin kamusal finansmanı yerine özel rekabet ve piyasa güçlerine dayanan bir finansman biçimi getirilmeye çalışıldığının belirtildiği raporda, "Sağlık emekçilerinin sosyal ve özlük hakları eritilmek isteniyor. Bu programla hükümet hem sağlık hakkına saldırıyor hem de çalışma koşullarını çeşitli müdahalelerle düzenlemeye kalkışıyor" denildi.
     IMF ve Dünya Bankası patentli olarak Genel Sağlık Sigortası getirilmeye çalışıldığı belirten rapor, bu sistemin özellikle özürlüler için ciddi anlamda geriye gidişe yolaçacağını vurguluyor. Raporda şunlar kaydedildi:
     "Bu sistemle özürlülerin büyük bir bölümünün sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkı gasp ediliyor. Özürlülerin yüzde 40'ının sosyal güvenliği yok. TÜBİTAK Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Grubu'nun 2002'de yaptığı Türkiye Özürlüler Araştır-ması'nın 2006 İkincil Analiz raporuna göre de özürlülerin neredeyse yarısı engelliliği ile ilgili herhangi bir sağlık hizmeti alamıyor.
     " 2007 Merkezi Yönetim Bütçesi'ne göre, hükümet gelir hedeflerini yakalayabilmek için vergi adaletsizliğini artıran dolaylı vergilere yüklenmeye devam edeceğini belirten raporda, "Dolaylı vergiler gelirden bağımsız olarak alındıkları için gelir dağılımındaki adaletsizlikleri katmerleştirici etkileri oluyor. Vergi adaleti, dolaylı vergilerin toplam vergi gelirlerindeki payı minimum düzeye çekilebildiğinde sağlanabiliyor" denildi.Raporda, sağlık hizmetlerinin piyasalaş-tırılması nedeniyle artan sağlıkta hak ihlallerinin durdurulması gerektiği de belirtildi.
____________

Okullarda zehirlenme tarifi yapılamıyor

KOCAELİ'nin Körfez ilçesinde Çelik Sanayi İlköğretim Okulu'nda mide bulantısı ve baş dönmesi şikayetiyle 91 öğrenci hastaneye kaldırıldı. Öğrencilerden 64'ü Körfez Devlet Hastanesi, 27'si ise Derince Devlet Hastane-si'ne kaldırıldı. Derince Devlet Hastanesi Acil Servis doktorlarından Siler Gökay, öğrencilerin karın ağrısı ve baş dönmesi şikâyetinde bulunduklarım belirtti. Yaptıkları muayenede öğrencilerde suya bağlı bağırsak enfeksiyonu tespit etiklerini ifade eden Gökay, Derince Devlet Hastanesi'ne getirilen 27 öğrencinin midesinin yıkanıp, serum verildikten sonra taburcu edildiğini kaydetti. Bu arada Körfez Devlet Hastanesi'ne kaldırılan 64 öğrenciden 42'sinin tedavilerinin ardından taburcu edildiği, 22 öğrencinin tedavisinin devam ettiği öğrenildi.
____________

RADİKAL

Her 10 kişiden 7'si ağrıdan dertli

DHA - ANTALYA - Türkiye'de her yıl 48 milyon kişi ağrı çekiyor. Kemer'de süren Akdeniz Baş Ağrısı Kongresi'ne katılan Klinik Farmakoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Cankat Tulunay, 'Türkiye Bilimsel Ağrı Araştırması' başlıklı araştırmanın sonuçlarını açıkladı. 4 bin 32 kişiyi kapsayan araştırmadan çıkan sonuçlar şöyle:
     * Türklerin ortalama yüzde 69'unun ağrısı var. Ağrı çekenlerin yüzde 74.4'ü kadın, yüzde 63.8'i erkek.
     * Ağrıyla yaşam süresi kadınlarda ortalama beş yıl iki ay, erkeklerde altı yıl.
     * En çok ağrı çekilen bölge, yüzde 29'la baş, 21'le bel, yüzde 11'le de bacak.
     * En çok kullanılan ağrı kesici yüzde 23'le aspirin. Aspirini, yüzde 20'yle Apranax ve Vermidon izliyor.
     * Kronik ağrı çekenlerin yüzde 11'i artık yürüyemiyor. Yüzde 52'si kendini sürekli yorgun hissediyor.
____________

Reçeteli ilaçlarda 14 tablet dönemi

AA - KAYSERİ - SSK, Bağ-Kur, yeşil kart ve Emekli Sandığı kurumlarına ait sağlık karnelerini kullananlar, 2007'den itibaren 62 kalem ağrı kesici ve antiromatizmal ilacı, yedi günlük dozajı aşan ambalajla satın alamayacak. Doktorlar, hastaya söz konusu ilaçlardan herhangi birinden günde en fazla iki tablet yazabilecek. Bir haftalık tedavinin karşılığı olarak hasta 14 tablet kullanabilecek. İlaç firmaları da resmi kurumların reçeteleri için satışa sundukları bu ilaçları, içinde 14 adet tablet olacak şekilde yeniden ambalajlayacak.
     Kayseri Eczacı Odası Başkanı Bülent Ünsal, yeni uygulamanın önce ağrı kesiciler ve antiromatizmal ilaçları kapsayacağını, daha sonra da antibiyotik ve diğer bazı ilaçlar için söz konusu olacağını söyledi. Ünsal, "Maliye Bakanlığı, ilaçtaki tane sayısı sınırlamasını Sağlık Bakanlığı'na bildirdi. İlaç firmaları yeni ambalajlar için yeni ruhsat alacak" dedi.
____________

15 ARALIK 2006 TARİHLİ HABERLER

HÜRRİYET

İlköğretim Okulunda "Yerli Malı" zehirledi

A.A-Zonguldak'ın Karadeniz Ereğli ilçesinde, Yerli Malı Haftası kutlamaları kapsamında birlikte yemek yiyen öğrencilerden 11'i zehirlendi.
     Çiğdemli köyündeki ilköğretim okulunda Yerli Malı Haftası kutlamaları için öğrenciler, evlerinden getirdikleri yiyecekleri sınıflarında paylaşarak yediler.
     Bir süre sonra mide bulantısı ve karın ağrısı görülen öğrenciler Büşra İpek, Hasret Cengiz, Kader Keskin, Muhammed Aydoğan, Pınar Şebek, Tarık Ayyıldız ile Kader, Bahar, Meral, Selda ve Hacer Yaman, Karadeniz Ereğli Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı.
     Hastaneye gelen Karadeniz Ereğli İlçe Milli Eğitim Müdürü Turan Akpınar, çocukların hangi yiyecekten zehirlendiğinin henüz belirlenemediğini, ancak konunun araştırıldığını söyledi.
     Sağlık durumu iyi olan öğrenciler, muayenelerinin ardından taburcu edildiler.
____________

Şanlıurfa'da fabrika atığı çevreyi zehirliyor

ŞANLIURFA (A.A)-Şanlıurfa 1. Organize Sanayi Bölgesi'ndeki (OSB) fabrika atıklarının, bazı köy ve mezralarda çevreyi ve hayvan yaşamını olumsuz etkilediği iddia edildi.
     Şanlıurfa-Gaziantep kara yolunun 27. kilometresinde kurulu bulunan ve çoğunluğunu bulgur ve çırçır fabrikalarının oluşturduğu OSB'deki isale hattı, özellikle kış aylarında yağmur sularının etkisiyle taşıyor.
     Bu nedenle OSB'ye yaklaşık 2 kilometre mesafede bulunan Koçören köyü ile Keberli köyüne bağlı Güzelkuyu mezrasına, fabrika atıkları açıktan akıyor. Atık suların etkisiyle fıstık ağaçlarının verim kaybına uğradığını, kirli sudan içen küçükbaş hayvanlarının ise zaman zaman telef olduğunu savunan köylüler, bazı vatandaşların da “tifo ve brucella” gibi hastalıklara yakalandığını ileri sürdüler.
     ÇEVRE SAĞLIĞI
     Koçören Köyü Muhtarı Mustafa Demir, yaptığı açıklamada, OSB'deki fabrika atıklarının 10 yılı aşkın süredir çevre köylere açıktan aktığını söyledi.
     Koçören köyü ve Keberli köyüne bağlı Güzelkuyu mezrasında yaklaşık 600 kişinin yaşadığını ve bu durumun köylüleri rahatsız ettiğini ifade eden Demir, artık bu olumsuzluktan kurtulmak istediklerini bildirdi. Vatandaşların talebi üzerine Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Şanlıurfa Valiliğine birkaç kez müracaatta bulunduklarına işaret eden Demir, “OSB'deki fabrika atıkları bazı köy ve mezralarda, çevreyi ve hayvan yaşamını olumsuz etkiliyor. İlgili kurumların bize gönderdiği cevap yazısında sorunun çözümü için bir süre sonra kurulacak 2. OSB'nin arıtma tesisinin faaliyete geçmesini beklememiz gerektiği belirtildi. Kirli sudan içen hayvanlarımız sağlıksız durumda. Çocuklarımızın da sağlığından endişe ediyoruz. Artık bu işe bir çözüm bulunsun” dedi.
     Keberli Köyü Muhtarı Cuma Ekinci ise yıllardır aynı sorunla mücadele ettiklerini belirterek, yetkililerin en kısa sürede çözüm üretmesi gerektiğini kaydetti.
     MODERN ARITMA TESİSİ
     Şanlıurfa 1. OSB Müdürü Remzi İnal, fabrika atıklarının kimyevi madde özelliğine sahip olmadığını iddia etti.
     Genellikle bulgur ve çırçır fabrikalarından gelen atıkların isale hattından taşarak, köylere ulaştığını belirten İnal, bu durumun insan sağlığı açısından ciddi bir tehlike oluşturmadığını savundu.
     Yoğun yağışların ardından biriken suların söz konusu köylere ulaştığını aktaran İnal, Devlet Su İşleri 15. Bölge Müdürlüğünden bir iş makinesi talep ettiklerini, isale hattındaki sorunun en kısa sürede çözüleceğini kaydetti.
     2. OSB'nin projelendirildiğini hatırlatan İnal, şunları söyledi:
     “2. OSB'ye, Avrupa Birliği desteğiyle gelişmiş sistemlerin kullanıldığı bir arıtma tesisi kurulacak. Bu sayede 1 ve 2. OSB'deki tüm fabrikaların atıkları, burada arıtıldıktan sonra temiz suya dönüştürülecek. Böylece artık köylüler kötü koku ve sinekten kurtulmuş olacak.”
____________

Yanlış rapora 134 YTL

A.A-Konya'da yaralı olarak getirildiği Konya Numune Hastanesinde “hayati tehlikesi yoktur” raporu verildikten 2 saat sonra hayatını kaybeden Mehmet Akkaya'nın ölümünde kusuru olduğu gerekçesiyle yargılanan Dr. Hakkı Kerimoğlu'na 4 yıl süren yargılamanın ardından 6 ay hapis cezası verildi.
     Kerimoğlu'nun hapis cezası paraya çevrilerek ertelendi.29 Temmuz 2002'de bir yakınının cenaze törenine giden Mehmet Akkaya (76), Karaman çevre yolundan karşıya geçerken bir otomobilin çarpması sonucu yaralandı.Konya Numune Hastanesine kaldırılan Akkaya'ya Acil Serviste pratisyen Dr. Ömer Yarımoğlu, ilk bulgulara dayanarak geçici “hayati tehlikesi yoktur” raporu verdi.
     Yaralı, Genel Cerrahi Uzmanı Hakkı Kerimoğlu, Beyin Cerrahı Uzmanı Mustafa Balevi ve Ortopedi Uzmanı Ömer Şafak tarafından da muayene edildi.Hastaneye geldikten 2 saat sonra iç kanama nedeniyle hayatını kaybeden Mehmet Akkaya'nın oğlu Salim Akkaya (37) babasının doktorların ihmalinin kurbanı olduğunu öne sürerek, şikayetçi oldu.
     HAPİS CEZASI PARA CEZASINA ÇEVRİLDİ
     Konya 4. Asliye Ceza Mahkemesinde Dr. Hakkı Kerimoğlu hakkında açılan dava 4 yıl sürdü. Mahkemenin talebi üzerine Yüksek Sağlık Şurası'nın hazırladığı raporun sonuç ve karar bölümünde şu ifadelere yer verildi:
     “Hastayı tıbben iyi değerlendirmeyen, takiplerini yapmayan ve tomografi gibi gerekli tetkikleri yaptırmayan Dr. Hakkı Kerimoğlu'nun sekizde iki kusurlu olduğuna, hastanın takip ve değerlendirmelerini iyi yapmayan Dr. Ömer Yarımoğlu, Dr. Mustafa Balevi ve Dr. Ömer Şafak'ın da kusurlu olduklarına şuramızca oy çokluğu ile karar verildi.
     ”Yüksek Sağlık Şurası'nın raporunun ışığında yapılan karar duruşmasında Kerimoğlu, suçsuz olduğunu iddia ederek, şunları söyledi:“Ben olaydan 3. derece sorumlu icapçı hekimim. Hastaya asıl sorumlu hekimler acil servisteki ve diğer uzman hekimdir. Hastadan US istenmemesi benim sorumluluğumda değildir. Ben genel cerrah olarak gerekli olmamasına rağmen çağrıldım. Benim adıma bandrol bile alınmamıştır.”
     Mahkeme, Kerimoğlu hakkında verdiği 6 ay hapis cezasını bin 134 YTL para cezasına çevirerek erteledi.
     “BEN DOKTORUM, BENDEN İYİ Mİ BİLİYORSUN?”
     Olayda kusurlu oldukları Sağlık Şurası'nın raporuyla bildirilen diğer 3 doktor hakkında da Cumhuriyet Savcılığına müzekkere yazılmasına karar verildi.Mehmet Akkaya'nın oğlu Salim Akkaya, 4 yıl süren davanın sonunda verilen kararın kendilerini hayal kırıklığına uğrattığını belirtti.
     Maddi durumları iyi olmamasına rağmen babasını yaşatmak için elinden geleni yaptığını anlatan Akkaya, “İnsan hayatı bu kadar ucuz mu? Babam 'hayati tehlikesi yoktur' raporu verildikten 2 saat sonra öldü. Acil serviste doktora, 'babamın durumu kötü iç kanaması var ne olur bir şeyler yapın' dedim. Doktor beni bağırarak azarladı ve 'Ben doktorum benden iyi mi biliyorsun. Beklememiz lazım' dedi. Sonra da öldüğünü öğrendik” dedi.Diğer 3 doktor hakkında da tazminat davası açacağını ifade eden Akkaya, şunları kaydetti:“Benim babam 76 yaşındaydı. Ancak sorumsuz doktorlar var oldukça genç yaşta, ihmal yüzünden ölenler de olacak. Başkaları da yansın istemiyorum. Kazanırsam, tazminatı zor durumda olan başkalarına vermeyi düşünüyorum.
     4 yıllık mahkeme sürecinde yeterli maddi gücüm olmadığı için çok sıkıntı çektim. Duruşmaları takip edebilmek için sık sık izin istemem nedeniyle iki kez işten kovuldum. Adalet sonunda doktorları kusurlu buldu. Ortada verilen bir ceza yok ama babamın hakkını sonuna kadar aramaya devam edeceğim.”
____________

Türkiye'nin en büyük acil servisi kuruluyor

A.A.-Türkiye'nin en büyük acil servis merkezinin Kayseri'de kurulacağı bildirildi.
     Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. İsmail Tamer, yaptığı açıklamada, hastaneleri bünyesinde yeni bir acil servis merkezi kurulması için çalışmalara başladıklarını belirtti. Eski SSK Hastanesi poliklinik binasının yıkılarak yerine müstakil bir acil servis merkezi kurulacağını ifade eden Tamer, acil servis için proje çalışmalarını tamamladıklarını kaydetti.
     Yeni acil servis merkezinin müstakil bir bina olarak Türkiye'nin en büyük acil servis merkezi olacağını vurgulayan Tamer, şu bilgileri verdi: “4 katlı olacak acil servis merkezinin proje çalışmaları tamamlandı. Merkez içinde yanık ünitesi, sterilizasyon merkezi, yoğun bakım üniteleri, ameliyathaneler, anjiyo merkezi ve kafeterya gibi bölümler bulunacak. Çocuk, yetişkin ve travma bölümleri ayrı ayrı faaliyet gösterecek.
     Acil servisin üstünde de acil durumlarda helikopterin inebileceği pist yapılacak. Sağlık Bakanlığının yürüttüğü proje kapsamında alınması planlanan acil servis helikopteri burada çalışacak. Acil servisimiz müstakil bir bina olarak Türkiye'nin en büyük acil servis merkezi olacak.”
     Yeni acil servisin yapımına gelecek yıl içinde başlanmasının hedeflendiğini belirten Tamer, merkezin 5 milyon YTL'ye mal olmasını planladıklarını söyledi.
____________

Türkiye 'eşdeğer merkezi' olacak, ilaç ucuzlayacak

5 yıl içinde 42 ilacın patent süresi doluyor. Aynı ilaçların eşdeğerleri daha ucuza üretilecek. Türkiye, giderek büyüyen 58 milyar dolarlık eşdeğer ilaç üretiminde cazibe merkezi oluyor. Business Monitor International verilerine göre, 2005'te 2.6 milyar dolar olan Türk eşdeğer ilaç pazarı 2010'da 4.6 milyar dolara ulaşacak.
     BEŞ yıl içinde 'milyar dolar satan ilaç' patentlerini "eşdeğer" (jenerik ya da benzeri deniyor)" rakiplerine kaptıracak olan orijinal ilaç endüstrisini çalkalanma bekliyor. Çünkü Türkiye'de de oldukça yaygın kullanılan bazı popüler ilaçlar yakında patent dışı kalıp ucuzlayacak. Kárları 'blockbuster' denilen 'en az 1 milyar dolar satan' ilaçlara bağlı olan dev ilaç üreticileri bu durumdan endişeli. Dünyanın en büyük ilaç üreticisi Pfizer'in 800 milyon dolar harcadığı kolesterol ilacı Torcetrapib'in klinik testlerini bitirme kararı ilaç patentlerini gündeme getirdi. Pfizer, Torcetrapib'i yılda 12 milyar dolar satan kolesterol düşürücü Lipitor ile birlikte satmayı planlıyordu. Ancak Lipitor 2010 yılına kadar eşdeğer rekabete girecek. Pfizer'in antibiyotik ilacını Zithromax'ın patenti ise seneye bitiyor. Bir ay içinde antidepresan Zoloft ve kolesterol düşürücü Zocor'un fiyatının ucuzlaması bekleniyor. Patent süreleri dolan uyku yardımcısı Ambien ve hipertansiyon ilacı Norvasc da 2007'de ucuzlayacak.
     TÜRKİYE CAZİBE MERKEZİ:
     Endüstri uzmanlarına göre 5 yıl sonra büyük şirketlerin milyar dolar satacak yeni ilaç bulmaları çok daha zor olacak. ABD'li finans ajansı Bloomberg, düşük maliyetli üretim ülkesi Türkiye'nin 58 milyar dolarlık global eşdeğer ilaç pazarında cazibe merkezi olabileceğini yazdı. Eczacıbaşı Grubu'nun eşdeğer ilaç bölümünün en az yüzde 50'lik hissesi için ortak aradığını belirten Bloomberg, satışın üç global büyük eşdeğer ilaç üreticisinin ilgisini çekebileceği belirtildi. Bunlar İsrailli Teva Pharmaceutical Industries, İsviçreli Novartis ve Alman Arzneimittel. Arzneimittel, ağustos ayında Türkiye pazarına girmek istediğini açıklamıştı. Business Monitor International (BMI) verilerine göre 2005'te 2.6 milyar dolar olan Türk eşdeğer ilaç pazarı 2010'da 4.6 milyar dolara ulaşacak.
    
     YENİ MOLEKÜL BULMAK ZOR:
     Türkiye'nin önde gelen eşdeğer ilaç üreticilerinden Bilim İlaç Genel Müdürü Erhan Baş, ilaç endüstrisinin en önemli konularından birinin yeni molekül bulmak olduğunu söyledi. Baş, "1960'tan itibaren yeni ürün geliştirme süresi hemen hemen 2 katına çıktı. Geçmişle kıyaslandığında yeni molekül bulabilmek artık hem daha uzun süreli ar-ge çalışmaları isteyen, hem de çok daha pahalı olan süreçler oldu" dedi. Bilim İlaç, Gebze'de inşa ettiği yeni fabrikasıyla 2009'dan itibaren bölgesel pazarlarda bir Türk ilaç şirketi olmayı planlıyor.
     REÇETELERİN YÜZDE 40'I EŞDEĞER:
     Erhan Baş, 5 yıl içinde 42 ilacın patent süresi dolacağını söyledi. Eşdeğer ilaçların dünya ilaç pazarındaki payının yüzde 12 olduğunu belirten Baş, "ABD'de bu oran yüzde 53. Türkiye'de ise yüzde 40 eşdeğer, yüzde 60 orijinal ilaç üretimi yapılıyor. Önümüzdeki dönemde eşdeğer ve orijinal ilaç üretiminin eşit olacak" dedi. İsviçreli Novartis AG and Roche Holding AG, birkaç milyar satış rakamı olmayan onkoloji pazarına odaklanırken, Johnson & Johnson kalp stenti gibi medikal cihazlara, Merck & Co. da ilaç teknolojisine ağırlık verdi.
     Patent bitince ilaç ucuzluyor
     AMERİKAN Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), bir ilacın mucidine 'pazarlama ayrıcalığı' amacıyla patent koruması veriyor. Patent ilacın fiyatını artırıyor. Örneğin, kolon kanserinde kullanılan 'Avastin' adlı ilacın fiyatı 645 dolar. Ancak 10 yıllar sonra bu ilacın patent süresi bittiğinde, herhangi bir ilaç üreticisi bu ilacı üretmek için başvurabilecek. Eşdeğer ya da kopya ilaçlar tamamen orijinali gibi üretiyor. Ancak maliyeti düşük olduğu için fiyatı da iniyor. Üreticiler çoğu kez eşdeğer ilacın marka adını değiştiriyor.
     Türkiye'deki 167 ilaç şirketinin 49'u yerli
     BiLİM İlaç Genel Müdürü Erhan Baş'ın verdiği bilgiye göre, Türkiye ilaç pazarında 167 ilaç şirketi bulunuyor. Bunların 49'u uluslararası, 118'i ise yerli. Dolar bazında hesaplanan pazarın yüzde 60'ını uluslararası, yüzde 40'ını ise yerli firmalar oluşturuyor.
     10 bin molekül inceleniyor, sadece 1 tanesi ilaç oluyor
     ABD'li Pfizer yetkilileri, ilaç sektöründe yeni bir molekülün keşfedilmesi ile araştırma süreçlerinden geçip piyasaya çıkması arasındaki sürenin 12-15 yıl olduğunu söyledi. Torcetrapib adlı molekül ile ilgili yürütülen klinik testleri "hasta güvenliği" gerekçesiyle durduran Pfizer yetkilileri, araştırma-geliştirme süreçlerinde beklenmeyen etkiler görülmesinin olağan bir durum olduğunu söyledi. Yetkililer, "12-15 yıllık sürecin çok önemli bir kısmı keşfedilen moleküllerin insanlarda kullanıldıkları sıradaki etkinliklerini ve güvenilirliklerini kanıtlamaya yönelik çalışmalara ayrılmıştır. Bu süreçte incelemeye alınan 10 bin molekülden ancak 1 tanesi yeni ilaç olarak kullanıma sunulabilmektedir.
____________

BİRGÜN

IMF'den ilaca yeni kısıtlama

BELGİN TORAMAN ANKARA-IMF'ye sunulan Niyet Mektubu'nda yer alan yeni tasarruf kararları sağlık çevrelerinde tepki yarattı. İlaç harcamalarında sıkı kontrol, ilaçların daha küçük ambalajlarda verilmesi, ek ödemelerle ilgili yeni düzenlemeleri içeren Niyet Mektubu'nu meslek örgütleri ve sendikalar protesto etti.
     CHP Denizli Milletvekili Mehmet Neşşar, uygulanan politikaların hükümetin eseri olduğunu söyledi ve IMF'nin dediklerinin kayıtsız şartsız uygulanmasını eleştirdi.
     Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Başkanı Koksal Aydın da tasarrufların vatandaşın hakkı olan sağlık hizmetinden yapılmasını eleştirdi.
     Niyet Mektubu'nda, alınan önlemlerle, sosyal güvenlik açığına ilişkin yıl sonu performans kriterinin tutturulmasının beklendiği kaydedilirken, sağlık harcamalarının kontrol altında tutulmasına ilişkin esnekliğin de artırılması amacıyla, sosyal güvenlik kurumuna tıbbi tedavi ve ilaçlardaki katla paylarını değiştirme yetkisi veren yasa tasarısının aralık sonuna kadar yasalaşmasının beklendiği kaydedildi.
     İLAÇ YİNE BİRİNCİ GÜNDEM MADDESİ
     IMF Niyet Mektubu'nda yine ilaç harcamaları konusunda da tasarruf edilmesi istendi. İlaç harcamalarını kontrol altına almaya yönelik olarak en geç aralık ayı sonuna kadar yeni uygulamaya geçilmesi belirtilerek, jenerik ve orijinal ilaçlar arasındaki fiyat oranının yüzde 8o'den yüzde 72'ye indirilmesi, referans fiyatların belirlenmesinde karşılaştırma amacıyla kullanılan ülke sayısının artırılması ve doktorların başta antibiyotikler olmak üzere, uygun ilaç kullanımı konusunda eğitilmesi de dahil olmak üzere bir dizi önlem alınması planlanıyor.
     'HAKLI OLDUĞUMUZ ANLAŞILDI'
     SES Başkanı Aydın, yaşananların beklenen sonuç olduğunu söyledi. Ülkenin sağlık sisteminin artık kamusal olma özelliğini hızla yitirdiğine dikkat çeken Aydın,şöyle konuştu: "IMF ve Dünya Bankası'nın dayattığı bir özelleştirme politikası hızla hayatımıza girdi. "Sağlıkta yıkımı durduralım" kampanyasının amacı da toplumun sağlık hakkına sahip çıkmasını sağlamaktı. Genel Sağlık Sigortası ile artık herkes ödediği prim karşılığında sağlık hizmeti alabilecek. Siyasi irade tercihini halk lehine kullanmıyor. Piyasacı bir düzen kurarak, özel sektöre para aktarılmasını istiyor. Sağlık hizmeti pahalı hale geliyor, açık derinleşiyor. Henüz görevimiz bitmedi. Yurttaşlarımız taleplerimizin haklı olduğunu daha net görecek. Bizler de alanlarda doğruları açıklamaya devam edeceğiz."
     'İLACA ULAŞIM İMKANSIZLAŞIYOR'
     CHP Denizli Milletvekili Mehmet Neşşar, Hükümetin sağlığı IMF'ye emanet ettiğini söyledi. IMF ne önerirse onun harfiyen uygulandığını belirten Neşşar ise, "Bu tasarruflar, vatandaşın en doğal hakkını elinden almayı amaçlıyor. Sağlık, sosyal hizmet kapsamından çıkarılıyor. IMF, halkı 'rakabet edemeyenler' şeklinde tanımlıyor ve parası olmayana yaşam hakkı tanımıyor. İlaçlardan yapılacak tasarrufla, halkın ilaca ulaşımı neredeyse imkansız hale gelecek" açıklamasını yaptı.
     Sağlıkta yeni tasarruf Borç genelgesiSağlık alanında sık sık yapılan tasarruflara bir yenisi daha eklendi. Resmi reçetelerde 2007 yılında uygulanacak yeni düzenlemeyle, ağrı kesiciler ve antiromatizmal ilaçların anbalaj içerisindeki tablet sayısı 14'ü geçmeyecek.
     SSK, Bağ - Kur, Yeşilkart ve Emekli Sandığı kurumlarına ait sağlık karnelerini kullananlar, 2007 yılından itibaren 62 kalem ağrı kesici ve antiromatizmal ilacı, 7 günlük dozajı aşan anbalajla satın alamayacak. Yeni uygulamayla doktorlar, hastaya ağrı kesici veya antiromatizmal ilaçtan herhangi birinden günde en fazla 2 tablet yazabilecek.
     Sağlık Bakanlığı, yeni bir borç genelgesi yayınlayarak, yıl sonunun yaklaşması ve nakit sıkıntısı yaşanması sebebiyle parası olan kurumların olmayanlara nakit aktarmasını istedi. Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı tarafından yayınlanan genelgede, "Ülke genelinde sağlık hizmetlerinin kesintisiz, kaliteli ve verimli bir şekilde sürdürülebilmesi için mali durumu iyi olan kurumların borç talebinde bulunan kurumlara borç vermesi gerekiyor" denildi. Genelgede ayrıca, her sağlık kurumunda performans takibi yapılması konusuna da yer verildi.
____________

14 ARALIK 2006 TARİHLİ HABERLER

RADİKAL

Türkiye, SSPE hastası çocuklarını yaşatmayı başaramıyor

AA - KASTAMONU - Sekiz yaşındaki Cihan Özsoy, eksik yapılan kızamık aşısı sonucu, tedavisi bulunmayan merkezi sinir sistemi hastalığı (subakut sklerosan panensefalit-SSPE) oldu. Cihan 14 aydır yatağa mahkûm. İki-üç günde bir, bir çocuk bu hata nedeniyle ölüyor.
     Kastamonu'nun Taşköprü ilçesine bağlı Çambaşı Köyü'nde yaşayan Cihan'ın hayatı, 2004'te köye gelen sağlık ekiplerinin yaptığı kızamık aşısıyla değişti. Aşıdan bir yıl sonra ilkokula gitmek için gün sayan Cihan, ani denge kayıpları, düşme ve ayak bileklerinde titremeler nedeniyle Kastamonu Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Teşhis konulamadı, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne sevk edildi. 12 gün süren yoğun tetkik ve tahlil sonucu doktorların, "Oğlunuz SSPE'ye yakalanmış" sözüyle şaşkına dönen baba Nazım Özsoy, Ankara'da birçok hastane ve doktorun kapısını çaldı, "Bu hastalığın tedavisi yok" sözleri üzerine yıkıldı. Çaresizlikle evine dönen baba Özsoy, o günden bu yana tam 14 aydır yatağa bağımlı yaşayan oğlu için dua ediyor. Baba Özsoy, gelecek hafta Sağlık Bakanlığı'na dava açacağını belirtiyor.
     Cihan'ın konuşamadığını, hiçbir ihtiyacını yardımsız gideremediğini anlatan anne Gülsüm Özsoy, tedavi için tüm varlıklarını satarak ilçeye geldiklerini, eşinin işsiz olduğunu anlatıyor. Cihan'ın 11 yaşındaki ablası Fatma duygularını kaleme aldığı mektupta "Allah'ın kardeşimi iyileştirmesi için her gün dua ediyorum" diyor.
     SSPE Hastaları Yardımlaşma Dayanışma ve Yaşatma Derneği Başkanı Cengiz Kara, iyi bakıldığı takdirde hastalığı yenen vakalar olduğunu, ancak Türkiye'de her iki-üç günde bir SSPE hastası çocuğun öldüğünü söylüyor.
____________

HÜRRİYET

İlaç kutuları küçülecek

A.A-Niyet Mektubu'nu onaylayan Uluslararası Para Fonu (IMF), 1 milyar 132 milyon dolarlık kredi dilimini serbest bıraktı. Niyet mektubunda hükümet, IMF'ye ilaç harcamalarını kısma sözü verdi. Bu çerçevede ilaç bedellerinin kısılması için 'kutu küçültme' operasyonu yapılacak.
     Hazine Müsteşarlığı, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yürütülmekte olan stand-by düzenlemesinin beşinci gözden geçirmesinin, IMF İcra Direktörleri Kurulu tarafından dün görüşülerek onaylandığını ve beşinci gözdengeçirmenin tamamlanmasıyla 749,5 milyon SDR (yaklaşık 1.132,4 milyon ABD Doları) tutarındaki kredi dilimininserbest bırakıldığını açıkladı.
     Niyet Mektubu'nda, Mayıs-Haziran dönemindeki finansal piyasa çalkantısına rağmen ekonominin bu yıl, dayanaklılığının ciddi bir göstergesi olarak yüzde 6 oranında büyümesinin beklendiği bildirildi.Cari açığın genişlemeye devam etmesine karşın, rekor düzeydeki doğrudan yabancı sermaye girişleri dahil rahat finansman imkanlarının mevcudiyetini sürdürdüğünün vurgulandığı Mektupta, “her ne kadar enflasyon yükselmiş olsa da bu durum, başta yüksek emtia fiyatları olmak üzere, arz yönlü olumsuz şokların ve Türk Lirası'nda meydana gelen değer kaybının neticesidir” denildi.
     Mektupta, kamu maliyesinde, toplam kamu kesimi faiz dışı ve genel dengesinin, programda öngörülenin önemli düzeyde üzerinde gerçekleşmiş olup, yıl sonu hedeflerinin rahatlıkla aşılması ve net borç rasyosunun azalan seyrini sürdürmesi beklendiği vurgulandı.
     Niyet Mektubu'nda, Kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT'ler) hariç konsolide kamu sektörü faiz dışı fazla hedefi ve sosyal güvenlik açığına ilişkin üst sınırın tutturulduğu, KİT'ler dahil konsolide kamu sektörü faiz dışı fazla hedefinin ise tutturulmuş olmasının beklendiği ifade edildi.
     Faiz dışı harcamalara ilişkin üst sınırın ise kısmenbazı harcamaların planlanandan öne alınmış olması sebebiyle, küçük bir miktarla aşıldığı belirtildi.
     GELİR VERGİSİNİN İKİNCİ AŞAMASI TBMM'YE GÖNDERİLİYOR
     Mektup'ta, gelir vergisinin ikinci aşamasının hayata geçirilmesine ilişkin tasarının, önümüzdeki günlerde TBMM'ye sunulacağı vurgulandı. Niyet Mektubu'nda, Halkbankası'nın özelleştirilmesine ilişkin ayrıntılı bir takvimin yakın gelecekte ilan edileceği ifade edildi.
     Ayrıca, Mektup'ta, alınan telafi edici tedbirler ışığında merkezi yönetim ve sosyal güvenlik kuruluşlarının konsolide faiz dışı harcamalarına ilişkin Eylül ayı sonu performans kriterinin uygulanmaması ve söz konusu kritere ilişkin 2006 Aralık sonu üst sınırının değiştirilmesi talep edildiği kaydedildi. Mektup'ta, dış talepten kaynaklanacak olumlu katkı ile 2007'de büyümenin yüzde 5 seviyesinde gerçekleşmesinin öngörüldüğü bildirildi.
     ENFLASYON HEDEFİ
     Niyet mektubu'nda, enflasyonun yıl sonu gerçekleşmesinin yüzde 5'lik orijinal hedefi önemli ölçüde aşmasının beklendiği, enflasyonun düşürülmesi sürecinin kısa bir süre içerisinde yeniden başlaması ve enflasyonun 2007-08 için belirlenen yüzde 4'lük hedefe yakınsamasının beklendiği kaydedildi.
     Dış denge tarafında ise cari işlemler açığının biraz daha artarak, bu yıl GSMH'nin yaklaşık yüzde 8,5'ine ulaşması beklenmekle birlikte, iç talepteki yavaşlama, petrol fiyatlarındaki gevşeme ve liradaki değer kaybının, önümüzdeki dönemde açığın istikrarlı bir seviyede kalmasına yardım edeceği öngörüldü.
     Mektup'da ayrıca, süregelen güçlü doğrudan yabancı yatırım girişleri ve özel sermaye akımlarının (gerek bankalara ve gerekse şirketlere) olumlu finansman tablosunun devamını sağlayacağına işaret edildi.
     PARA POLİTİKASI
     Niyet mektubu'nun Para Politikası kısmında, enflasyonun büyük ölçüde kontrol altında tutulduğu ve enflasyon beklentilerinin kısmen düzeldiği ifade edildi. Günlük döviz alım ihalelerine yeniden başlanmış olup, bu ihalelerde günlük minimum satın alım miktarı 15 milyon ABD doları olarak önceden sabitlenmiş ve bankalara ortalama ihale fiyatı üzerinden ilave 30 milyon ABD dolarına kadar satım opsiyonu tanındığı belirtilirken, İhale mekanizmasında öngörülebilirliği artırmak amacıyla söz konusu günlük minimum tutarların 2007 sonuna kadar değiştirilmeyerek, aynı seviyede tutulacağı kaydedildi.
     Mektup'ta, ancak olağanüstü koşullarda ihalelerin geçici bir süreyle askıya alınmasının söz konusu olabileceği, ayrıca, aşırı döviz kuru oynaklığını engellemek için ihtiyari müdahale seçeneğinin bulundurulmasına da devam edileceği vurgulandı.
     SAĞLIK SİSTEMİNDEKİ YENİ ÖNLEMLER
     Niyet Mektubu'nda, alınan önlemlerle, sosyal güvenlik açığına ilişkin yıl sonu performans kriterinin tutturulmasının beklendiği kaydedildi. Sağlık harcamalarının kontrol altında tutulmasına ilişkin esnekliğin artırılması amacıyla, sosyal güvenlik kurumuna tıbbi tedavi ve ilaçlardaki katkı paylarını değiştirme yetkisi veren yasa tasarısının Aralık sonuna kadar yasalaşmasının beklendiği ifade edildi.
     Aynı zamanda, Kasım ayı sonuna kadar, 2007 yılı için devlet hastanelerindeki performansa dayalı ek ödeme sisteminin yapısının değiştirileceği, hastanelerde yeni bir performans değerlendirme modeli kullanılarak, sağlanan sağlık hizmetinin kalitesi, uluslararası en iyi uygulama göstergeleri baz alınarak izleneceği, ek ödemeler söz konusu kalite değerlendirme sistemi bazlı ayarlanarak bu ödemeler toplamının 2006 seviyesinde tutulmasının sağlanacağı, ek ödeme sisteminin, birinci basamak sağlık merkezlerinde çalışan pratisyen hekimlere yapılan ek ödemeleri artıracak ancak ek maliyete neden olmayacak bir şekilde yeniden yapılandırılacağı kaydedildi.
     İLAÇ HARCAMALARI SIKI KONTROL EDİLECEK
     Müteakiben, ilaç harcamalarını kontrol altına almaya yönelik olarak en geç Aralık ayı sonuna kadar, aynı biyo-eşdeğerlilik grubunda yer alan geri ödenebilir en ucuz ve en pahalı ilaç fiyat aralığının yüzde 22'den, yüzde 20'ye düşürülmesi, jenerik ve orijinal ilaçlar arasındaki fiyat oranının yüzde 80'den, yüzde 72'ye indirilmesi, referans fiyatların belirlenmesinde karşılaştırma amacıyla kullanılan ülke sayısının artırılması ve doktorların başta antibiyotikler olmak üzere, uygun ilaç kullanımı konusunda eğitilmesi de dahil olmak üzere bir dizi önlem alınması planlanıyor.
     İLAÇLAR DAHA KÜÇÜK AMBALAJLARDA VERİLECEK
     Mektuba göre, 2007 yılının ilk çeyreğine kadar, ayakta tedavide her bir başvuruya yönelik ödeme sisteminin getirilmesi, tedavinin niteliği ile uyumlu olarak ilaçların daha küçük ambalajlarda reçete edilmesi, aile hekimliği sisteminin ilave 10 ilde daha uygulanmaya başlanması ve daha iyi bir izleme sisteminin oluşturulması amacıyla mevcut üç sosyal güvenlik kuruluşunun provizyon sistemlerinin birleştirilmesi ve eczanelerde hak sahipliği kontrolü uygulamasına başlanması planlanıyor.
     SOSYAL GÜVENLİK KATKI PAYLARININ DÜŞÜRÜLMESİ YOLLARI
     Mektup'ta, gelecekteki program gözden geçirmeleri kapsamında, Mayıs sonu itibariyle vergi gelirlerinin (planlanmamış bir defaya mahsus tahsilatlar dışarıda tutularak) programlananın üzerinde bir performans sergilemesi halinde bu ek gelirin Banka ve Sigorta Muamele Vergisi oranının azaltılması ya da işgücü piyasasında esnekliği artırmayı ve kayıt altında faaliyeti teşvik etmeyi hedefleyen daha geniş bir emek piyasası reformu kapsamında sosyal güvenlik katkı paylarının düşürülmesi için kullanılmasının yollarının araştırılacağı vurgulandı.
     Enflasyonun ve cari işlemler hesabındaki gelişmelerin elverdiği ölçüde, gerçekleşecek gelir fazlasından kalan kısmın 2007 yılının ikinci yarısında öncelikli ve verimli yatırım harcamalarına tahsis edilmesinin de düşünüldüğü vurgulandı.
     YENİ PERSONEL ALIMI YAVAŞLAYACAK
     Mektuba göre, personel harcamalarını belli sınırlar dahilinde tutma hedefi ile uyumlu olarak, 2007 bütçesinde yeni kamu çalışanı alımı hızında bir yavaşlama öngörülüyor. Aynı zamanda ücret skalasının daha fazla daraltılmaması ve bütçeye yükün belli bir çerçevede tutulması da dahil olmak üzere, kamudaki maaş/ücret yapısını daha rasyonel bir çerçeveye oturtmayı hedefleyen geniş kapsamlı bir kamu personel reformunun uygulanması konusunda kararlı olunduğu vurgulandı.
     Söz konusu reformun muhtemel unsurları arasında, ücret yapısının basitleştirilmesi, ücretin hemen hemen tüm bileşenlerinin vergi matrahına dahil edilmesi, maaş artışlarının bütçe sürecinde belirlenmesi, liyakat ve performans ödemesine imkan tanınması ve farklı kamu kurumlarında aynı düzeydeki kamu çalışanlarına eşit ücret prensibinin getirilmesi hususları yer alıyor.
     Genel olarak sivil toplum temsilcileri ile istişare etme gereği dikkate alındığında, söz konusu reformun 2008 yılıbaşlarında uygulamaya konmasının beklendiği ifade edildi. Kamu Maliyesi hedefleri çerçevesinde, KİT fiyatlarının 2007 program varsayımlarıyla uyumlu olmasının sağlanacağı da vurgulandı
     .İPOTEKLİ KONUT FİNANSMANI
     IMF İcra Direktörleri Kurulu'nda onaylanan 5.Gözden Geçirme'ye ilişkin Niyet Mektubu'nda, İpotekli Konut Finansmanı Kanun Tasarısının yakın gelecekte TBMM'de kabul edilmesinin beklendiği vurgulandı.Kanun Tasarısı, BDDK'nın konsolide denetim uygulama sorumluluğu ile uyumlu olmak üzere, BDDK denetimine tabi tüm kurumların konut finansmanı kredilerini denetleme yetkisini sadece BDDK'ya veriyor.
     Mali olmayan şirketlerin sahip olduğu Konut Finansmanı Şirketleri ve İpotekli Konut Finansmanı Kuruluşlarının denetimi ise Sermaye Piyasası Kurulunun sorumluluğu altında olacak.Devlet Bakanı Ali Babacan ile Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz'ın imzalarını taşıyan Niyet Mektubu'nda ekonomik programda alınan önlemler gelişmeler ve beklentilere ilişkin tespitler yer aldı.İpotekli Konut Finansmanı Kredilerine ilişkin ikincil düzenlemeler Kanun Tasarısının TBMM'de kabul edilmesinin ardından kısa bir süre içerisinde yayımlanacağı ifade edildi.
     Bu düzenlemeler, gayri menkullerin değerlemesi konusunu sıkı kurallara bağlayacak ve teminat değerine karşılık sağlanacak konut finansman kredilerinin miktarına ilişkin ihtiyati limitler getirecek.
     GELİR VERGİSİ REFORMUNUN İKİNCİ AŞAMASI
     Niyet Mektubu'nda, Gelir vergisi reformunun ikinci aşamasında, KDV'ye bağlı mevcut özel gider indirim sisteminin yerine vergi gelirleri açısından etkisi nötr olacak şekilde asgari geçim indirimi getirilmesinin amaçlandığı belirtildi. Vergilendirilebilir uzun dönemli gayrimenkul değer artış kazançlarını tanımlayan elde tutma sürelerinin uzatılması suretiyle vergi tabanının genişletilmesi ile vergi yetkililerinin gelir ve harcamaları çapraz kontrole tabi tutabilmesine imkan verecek genişletilmiş idari yetkilerin hayata geçirilmesinin de hedeflendiği kaydedildi.
     Bunların yanı sıra, gelecek yıl, 2008 yılında uygulamaya konulmak üzere küçük işletmelerin vergilendirme sistemini kolaylaştıracak kapsamlı bir gelir vergisi reformu üzerinde çalışılacağı vurgulandı.İlgili taraflarla kapsamlı görüş alışverişinde bulunulması ihtiyacı nedeniyle gelir vergisi reformunun ikinci aşamasının TBMM'ye sunulması geciktiği, söz konusu düzenlemenin, vergi tabanının genişletilmesine ilişkin ve idari nitelikteki önlemler geriye dönük olarak 1 Ocak 2007'den itibaren geçerli olacak şekilde, Şubat 2007 sonuna kadar Meclisce onaylanmasının beklendiği ifade edildi.
     KONUTTA FAİZ ÖDEMELERİ VERGİDEN İNMEYECEK
     Mektup'da, Gelir vergisi tabanının korunması amacıyla,çıkarılması planlanan ipotekli konut finansmanı kanununda faiz ödemelerinin vergi matrahından indirilmesine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemesinin beklenmekte olduğu da vurgulandı.Ayrıca, yine bir defaya mahsus teşvikler ve sektörel bazda vergi indirimi uygulamalarından kaçınılmaya devam edileceği, mevcut vergi harcamalarının rakamsal büyüklüğünün ortaya konması hususunda daha fazla ilerleme kaydedileceği ve buna ilişkin bir raporun Haziran 2007 sonuna kadar yayımlanacağı kaydedildi.
     KDV'nin yapısını zayıflatacak ilave vergi oranı indirim veya muafiyetleri getirilmemesine ilişkin kararlılığın devam ettiği de vurgulandı.Kamu maliyesinde şeffaflığın artırılmasına büyük önem verildiği belirtilirken, bu amaçla, yıllar arasında karşılaştırma yapılmasını kolaylaştıracak şekilde, geçmiş yıllara ait kamu maliyesi rakamları yeni ”merkezi yönetim bütçesi” formatına uygun olarak yeniden hesaplanmış olup, sonuçların Ocak 2007 sonuna kadar yayımlanmasının planlandığı kaydedildi.
     Ayrıca, mahalli idarelerin muhasebe ve raporlama sistemlerinin iyileştirilmesine yönelik çalışmaların da sürdürüldüğü, mahalli idarelerin 2006 yılı bütçe gerçekleşme rakamlarının Şubat 2007 sonuna kadar derlenerek, Mart 2007 sonuna kadar yayımlanmasının öngörüldüğü vurgulandı.2007 yılında mahalli idarelerin bütçe gerçekleşme rakamlarının üçer aylık dönemler halinde yayımlanmasının planlandığı da kaydedildi.
     Ek olarak, tüm sektörlerdeki kamu-özel sektör işbirliği projelerinin muhasebe ve yönetim çerçevesini ortaya koyacak olan bir yasal çerçeve üzerindeki çalışmaların devam ettiği de ifade edildi.
     MALİ SEKTÖR REFORMLARI
     Niyet Mektubu'nun Mali sektör reformlarına ilişkin kısmında ise ikincil düzenlemelerin yayımlanması ile birlikte yeni bankacılık kanununun tam olarak uygulamaya konulması, denetimi en iyi uluslararası uygulamalara daha fazla yaklaştıracağı vurgulandı.Yeni düzenlemelerin, bir çok temel alana ilişkin denetim faaliyetlerini ciddi anlamda güçlendireceği, ilaveten, denetim faaliyetlerinin daha entegre hale getirilmesinin faydalı olup olmayacağını değerlendirmek üzere oluşturulan komitenin, elde ettiği sonuçları 2006 yılı sonundan önce açıklamasının beklendiği ifade edildi.
     Buna ek olarak, Finansal Sektör Değerlendirme Programı (FSAP) sonuçlarının gelecekteki finansal sektör reform çalışmalarına rehberlik etmesinin planlandığı belirtildi.Mektup'ta, finansal piyasalarda yılın önceki aylarında yaşanan dalgalanma neticesinde kredi büyümesi yavaşlamış olsa da BDDK bankalar üzerindeki inceleme ve gözetimini yoğunlaştırdığı, banka kredi portföylerindeki artışa paralel olarak yeterli rezerv oluşturmak amacıyla genel karşılık oranı yeni krediler için iki katına çıkarılarak, yüzde 1 olarak belirlendiği (yeni bilanço dışı yükümlülükler için ise yüzde 0,2'ye çıkarılmıştır) ifade edildi.
     BDDK'nın, bankaların öngörülmeyen şoklar karşısında yeterli kaynaklara sahip olmalarını temin etmek amacıyla,kendi sorumluluğu altındaki alanlarda gerekli tedbirleri almaya hazır olduğuna da dikkat çekildi.Kamu bankalarının özelleştirilmesi için gerekli çalışmaların tamamlanması konusunda ilerlemelerin kaydedildiğinin altının çizildiği Mektup'ta, Özelleştirme İdaresi'nin, Halk Bankasının özelleştirme sürecinden resmen sorumlu kılındığı hatırlatıldı.
     Mektup'ta, detaylı bir takvimi de içerecek bir ihale duyurusunun yakın gelecekte yapılacağı, hazırlanan takvime göre satış işleminin ise Mayıs 2007 sonuna kadar tamamlanmasının beklendiği vurgulandı.Halk Bankası tecrübesi ışığında Ziraat Bankası için bir strateji belirlenmesine yönelik kararlılığın da devam ettiğine dikkat çekildi.
     TMSF FAALİYETLERİNİ AZALTACAK
     TMSF'nin faaliyetlerini planlandığı biçimde azaltmakta olup, devir alınan bankalardan kalan varlıkları 2007 yılı sonuna kadar elinden çıkaracağının vurgulandığı Mektup'ta, Hazine'nin bu aşamada daha önceki dönemde gerçekleşen banka yeniden yapılandırmalarından kaynaklanan alacaklarını çözüme kavuşturacağı ifade edildi.
     YATIRIM ORTAMI
     Niyet Mektubu'nda, Türkiye'nin yatırım ortamının iyileştirilmesi amacıyla sürdürülen çalışmaların sonuçlarını, bugüne kadar görülmemiş düzeyde özelleştirme ve doğrudan yabancı yatırım geliri elde edilmesi suretiyle gösterdiğine dikkat çekildi.Mektup'ta, doğrudan yabancı yatırımların, özel birleşme ve satın alımlar ve yatırım ortamındaki iyileşmenin etkisiyle, geçen yılın rekor seviyedeki rakamlarını rahatlıkla aşmasının beklendiği vurgulandı.
     Bu yıl TÜPRAŞ Rafinerileri, Erdemir ve mobil telefon işletmecisi Telsim de dahil olmak üzere birçok büyük ölçekli özelleştirme anlaşmasının sonuçlandırıldığı hatırlatılırken, başta TEDAŞ Elektrik Dağıtım Şebekeleri, elektrik üretim tesisleri, TEKEL tütün birimi, Milli Piyango ve Halk Bankası özelleştirmeleri başta olmak üzere kapsamlı özelleştirme programına 2007 yılında da devam edilmesinin hedeflendiği ifade edildi.
     Devletin piyasaların işleyişindeki kontrolünün kaldırılması, bürokratik engellerin azaltılması, hukuki işlemlerin etkinliğinin artırılması ve kurumsal yönetimin geliştirilmesi hususları da dahil olmak üzere Yatırım Danışma Konseyi'nin tavsiyelerinin hızla hayata geçirilmesi kararlılığının sürmekte olduğu da vurgulandı.
     YENİ TÜRK TİCARET KANUN TASARISI
     Niyet Mektubu'nda, yeni Türk Ticaret Kanun Tasarısının Meclis tarafından kabul edilmesinin beklendiği de vurgulandı.Yakın dönemde yapılan bir OECD değerlendirmesinde, Türkiye'nin kurumsal yönetim açısından güçlü bir düzenleme çerçevesine sahip olduğu sonucuna varıldığı ve çözülmesi gereken hususlar tespit edilmiş olup, bahse konu tespitlerin reform gündemine dahil edilmesine çalışılacağı ifade edildi.
     KREDİ DİLİMİ ÇEKME TAKVİMİ
     IMF'den Gözden Geçirme'lerin ardından kredi dilimi çekme takvimine göre ise her dilimde ortalama 1 milyar 132 milyon dolarlık kredi serbest bırakılacak.6. Gözden Geçirme'nin 749,5 milyon SDR'lik (yaklaşık 1 milyar 132 milyon ABD Doları) kredi dilimi 1 Mart 2007'den sonra, 7.Gözden Geçirme'nin kredi dilimi 1 Temmuz 2007'den sonra, 8.Gözden Geçirme'nin kredi dilimi 1 Aralık 2007 tarihinden sonra çekilecek.2008 yılındaki son 9.Gözden Geçirme'nin kredi dilimi de 1 Mart 2008'den sonra çekilebilecek.
____________

Özele koşan doktora soruşturma açıldı

Birsel SANCAR / İSTANBUL-Haseki Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Kliniği’ndeki mesaisini bırakıp hastaneye yakın bir işitme merkezinde hasta bakan Prof. Dr. Orhan Özturan hakkında, İstanbul Sağlık Müdür Vekili Dr. Mehmet Bakar’ın talimatıyla soruşturma başlatıldı.Yasaya aykırı olarak mesaisi sürerken hasta baktığına ilişkin Hürriyet’te yayınlanan haberi ihbar kabul eden Dr. Bakar, Özturan’ın dosyasını soruşturulmak üzere İstanbul Sağlık Müdürlüğü Disiplin Şubesi’ne yolladı.
     İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan, bu şekilde davranan doktorların meslektaşlarına haksızlık ettiklerini belirterek, "Bazı başhekimlerle ilgili olarak da yasaya rağmen muayenehanelerini açık tuttuklarına ilişkin duyumlar alıyoruz. Kamu hastanelerinde mesaiye uymamak bir sistem sorunu haline gelmiş" dedi.
____________

CUMHURİYET

Tüp bebek desteğine tırpan

Yeni yasa çok sayıda çifti mağdur edecek. Devlet destekli tüp bebek deneme sayısı 3'ten 2'ye, yaş sınırı da 39'a indirilecek
     ZEYNEP ŞAHİN -ANKARA - Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası'nın uygulamaya konulmasıyla birlikte, halen 3 olarak uygulanan devlet desteğiyle tüp bebek denemesi sayısı 2'ye indirilecek. Tüp bebek denemesinde 40 yaş üstü annelerde başarı şansının azımsanamayacak kadar çok olduğuna işaret edilirken yeni düzenlemeyle bu yaş sınırı da 39'a indirilecek. Ulusal Üreme Tıbbı ve Tüp Bebek Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı , "Yeni yasayla pek çok çift mağdur olacak" dedi.
     Sağlık Bakanlığı'nın ruhsatlandırdığı Türkiye genelindeki 63'ü özel 21'i devlete ait 84 merkezde 3 tüp bebek denemesini devlet desteğiyle yapabilen çiftler, yeni yıldan sonra uygulamaya konulacak Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası nedeniyle bu haklardan birini yitirecek. Halen Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve Yeşil Kart güvencesinde olanlar, kadının yaşı 40'tan büyük olmamak şartıyla 3 denemeden yararlanma hakkına sahip. Ancak yeni düzenlemeyle, 23-39 yaş arası anneler kapsam içine alınacak ve deneme sayısı 2'ye inecek. Devletin sunduğu tüp bebek tedavisinden yararlanmak için, normal tıbbi yöntemlerle çocuk sahibi olamayacağının tespit edildiği çiftlerin, son 3 yıl içinde tüp bebek harici yöntemlerden sonuç alınamadığını da yetkili sağlık kurullarınca belgelendirmesi gerekecek.
     Ağırlıklı olarak 3 büyük kentte toplanan tüp bebek merkezlerinden 32'si İstanbul, 15'i Ankara, 7'si de İzmir'de bulunuyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da toplam 5 tüp bebek merkezi faliyet gösterirken Karadeniz Bölgesi'nde sayı 2'ye düşüyor. Söz konusu dağılım 77 merkezin Marmara, Ege ve İç Anadolu Bölgesi'nde bulunduğunu, Doğu, Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesi'nde ise 7 merkezin yer aldığını gösteriyor.
     150 bin çift sıra bekliyor
     Oldukça masraflı olan tüp bebek tedavisine, bir de yurttaşların deneme süresini merkezin bulunduğu ilde geçirmesine dair giderler eklenince, tüp bebek merkezi dağılımındaki adaletsizlikler çözülememişken deneme sayısının 2'ye indirilmesinin pek çok çifti mağdur edeceğine dikkat çekiliyor. Sağlık Bakanlığı verileri, Türkiye'de yaklaşık bir milyon kısır çift bulunurken tüp bebek tedavisi için sıra bekleyen çift sayısının ise 150 bin olduğunu gösteriyor.
     Ulusal Üreme Tıbbı ve Tüp Bebek Cemiyeti Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı ise söz konusu düzenlemenin birçok çifti mağdur edeceğine dikkat çekti. Tüp bebek yönteminden yararlanmak için 40 yaş sonrası çiftlerden çok başvuru geldiğine ve başarılı, saygın bir merkezde 44 yaşına değin gebe kalma olanağının bulunduğuna işaret eden Yaralı, üst yaş sınırının mutlaka 42-43'e yükseltilmesi gerektiğini vurguladı. Tüp bebek yöntemine başvuran çiftlerin yarısında ilk denemede başarı sağlandığına, ancak diğer yarıdaki kadınların 2. ya da 3. kezde gebe kaldığına dikkat çeken Yaralı, Batı Avrupa ülkelerinde devlet desteğinde deneme yapma sayısının 3 ile 6 arasında değiştiğini kaydetti.
     Doğu'da sorun yaratır
     Yaralı, alt yaş sınırı olarak 23'ün belirlenmesinin de Türkiye gerçekleriyle örtüşmediğini belirtti. Kararın en çok kırsal kesimdeki çiftleri etkileyeceğini anlatan Yaralı, "Özellikle Doğu ve Güneydoğu'da erken evlilikler ön planda. Toplumsal sorun doğacak. Bu bölgelerde evli çiftlerin çocuğunun olması yönünde toplum baskısı var. Boşanma ya da kuma getirme gibi durumlar olabilir" vurgusunu yaptı. Yaralı, Orta Avrupa'da doğan her 40-60 bebekten birinin tüp bebek olduğunu, Türkiye'de ise bu oranın 40 binde bir bebek şeklinde gerçekleştiğini ifade etti.
____________

ZAMAN

Devlet hem hastaya hem çiçeğine bakacak

Sağlık Bakanlığı, hastanelere canlı çiçek girişi yasağını kaldırıyor. Sağlık ve güvenlik gerekçesiyle alınan yasağa rağmen, çiçekçilerin itirazı üzerine harekete geçen bakanlık, hastanelerde 'çiçek koruma odaları' yapılması talimatı verdi. Artık getirilen çiçekler özel odada tutulacak ve etiketlenerek koruma odasına alınacak.
     Hasta taburcu olurken kendisine verilecek. Yasağın ardından satışların yüzde 25-50 oranında düştüğüne dikkat çeken çiçekçiler son kararın sektörü rahatlattığını belirtiyor. İstanbul Kartal Hastanesi Başhekimi Alparslan Mayadağlı ise 'çiçek getirmeyin' yaklaşımının hasta yakınlarının tepkisini çektiğini, yönetimin bu sebeple sıkıntı yaşadığını söyledi. Hastane yönetimlerinin hastaya zarar vereceği düşüncesiyle canlı çiçek kabul etmemesi, çiçekçi esnafının ve ziyaretçilerin tepkisini çekiyordu. Sağlık Bakanlığı, hem çiçekçileri hem de ziyaretçileri memnun etmek amacıyla yeni bir çalışma başlattı. 26 Eylül tarihli genelgeye göre her hastanede bir 'Çiçek koruma odası' açılacak. Hastaya getirilen çiçekler, sadece ziyaret saati boyunca hasta odasında kaldıktan sonra toplanacak. Ziyaret saati bitiminde odaları tek tek gezen görevliler, tüm çiçekleri etiketleyerek koruma odasına kaldıracak. Burada bakımı yapılan çiçekler, hasta taburcu edilirken kendisine teslim verilecek. Yeni karar, çiçekçilerce memnuniyetle karşılandı. Ankara Çiçekçiler Odası Başkanı Emin Çimen, "Yasak kararı satışlarımızı yüzde 25 düşürmüştü. Alınan yeni karara umarım bütün hastanelerimiz uyar." dedi. Çimen, Batı'da bütün hastanelerin çiçek kabul ettiğine değinerek, "Şimdiye kadar kaç kişi çiçeklerden zehirlenmiş, kaç kişiye hastalık bulaşmış? Bilimsel verilere dayanmadan 'yasakladık' demek sektör çalışanlarını rahatsız etmektedir." diye konuştu. Çimen, 9 bin çiçek esnafının 300 bin kişiye istihdam sağladığının unutulmaması gerektiğini kaydetti. Antalya Çiçek Esnafı Odası Başkanı Mehmet Soysal, pazar daralması nedeniyle kredi kartına 12 taksitle çiçek sattıklarını belirtti. İstanbul Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Dr. Alparslan Mayadağlı ise "Hasta yakınlarına çiçek getirmeyin" şeklindeki yaklaşımın sıkıntılara neden olduğunu söyledi. Mayadağlı, uygulamaya yönetim olarak olumlu baktıklarını söyledi. Afyonkarahisar Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Hasta Hakları Birimi Sorumlusu Dr. Ahmet Aşık, iki tane çiçek odası yaptıklarını ifade etti.
____________

BUGÜN

İşte devlet işte sağlık devrimi

Yılbaşından itibaren yoksul ve sosyal güvencesi olmayan çocukların aralarında bulunduğu 20 milyon kişi ücretsiz tedavi olacak
     SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’nın tasfiyesinin ardından görevine başlayan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), 1 Ocak 2007’den itibaren sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanacak nüfusun profilini belirledi.
     Buna göre, yoksul, sosyal güvencesi olmayan çocuklar ile vatansız ve yaşlılar gibi sayıları 20 milyona ulaşan çeşitli sosyal gruplar, sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanacak. Bu kişilerin sosyal güvenlik primlerini bizzat devlet üstlenecek. Devlet SGK’ye yılda 2.5 milyar YTL civarında prim yatıracak. 30 gün GSS primi ödeyen herkes yurtdışında tedavi olabilme hakkına da kavuşuyor.
     KİMLER FAYDALANACAK?
     SGK’nın tespitlerine göre, Genel Sağlık Sigortası kapsamında her türlü sağlık hizmetlerinden yararlanmasına rağmen primleri devlet tarafından ödenerek sağlık hizmetlerinden yararlandırılacak kişiler ve sayıları şöyle:
     Yeşil kartlılar (12 milyon 400 bin kişi), n65 yaş aylığı alanlar ile özürlüler (1 milyon 235 bin 323 kişi)
     Vatansızlar ve sığınmacılar (4 bin sığınmacı, bine yakın vatansız toplam 5 bin)
     Milli mücadeleye iştirak eden 3 kişi ve 1113 dul ve yetimi
     Kore, Kıbrıs gazileri (39 bin 897 gazi ve 10 bin 358 dul-yetim)
     Vatani Hizmet Tertibi Aylıklarının Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerine göre aylık alan kişiler (toplam 9 bin385 kişi)
     Devlet güçlerini sindirmeye yönelik saldırıya maruz kalan tüm kamu görevlileri.
     SHÇEK bünyesinde bulunun tüm çocuklar.
     İşsizlik ödeneğinden yararlandırılan kişiler.
     Anne ve babası kayıtdışı ya da sigortasız dahi olsa 18 yaşını dolduruncaya kadar çocuklar ve gençler nüfus cüzdanı ile her türlü sağlık yardımı alabilecekler.
     ORGAN NAKLİNDE KATILIM PAYI YOK
     Sosyal Güvenlik Kurumu, 1 Ocak’tan itibaren sağlık hizmetlerinden hangi hallerde katılım payı ödenmeksizin yararlanılacağını da belirledi. Hayati öneme haiz hastalıklarla organ naklini de işine alan katılım payı alınmayacak bazı hallerle kişiler şöyle sıralanıyor:
     İş kazası ile meslek hastalığı halleri ile tatbikatdaki yaralanmalar.
     Sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmek şartıyla; kronik hastalıklar ve hayati önemi haiz sağlık hizmetleri ile organ nakli (alıcı ve vericiden de katılım payı alınmayacak)
____________

13 ARALIK 2006 TARİHLİ HABERLER

RADİKAL

Gümüşhane İl Sağlık Müdürü tutuklandı

DHA - GÜMÜŞHANE - Gümüşhane İl Sağlık Müdürü Dr. Ömer Yıldız'ın da aralarında olduğu üç kişi 'evrakta sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık' suçlamasıyla tutuklandı. AKP Gümüşhane Milletvekili Sabri Varan'ın sahibi olduğu eczanenin mesul müdürü de gözaltında.
     Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla, İl Sağlık Müdürü Dr. Ömer Yıldız, Özel Sahir İbni Sina Polikliniği doktorlarından Köksal Bayrak ve Soysal Şimşek'le, Gümüşhane Ticaret Meslek Lisesi Müdürü Mehmet Çiftçi'yi Gümüşhane'de gözaltına aldı. AKP'li Milletvekili Sabri Varan'ın sahibi olduğu Ebru Eczanesi mesul müdürü Aysel Samrıoğlu da İstanbul'da yakalanarak Gümüşhane'ye getirildi.
     Olayın meydana geldiği tarihte Gümüşhane Devlet Hastanesi acil servisinde görevli olan Yıldız ve Bayrak'la Çiftçi tutuklanarak cezaevine konuldu. Zanlıların 2005 yılının çeşitli dönemlerinde reçetelere fazla ilaç yazdığı, bu ilaçların AKP'li Varan'ın eczanesinden temin edildiği ve bu yolla devletin zarara uğratıldığı iddia ediliyor.
____________

Benim başhekimim işini bilir!

Dr. Bestami Özsoy'un Çorlu'daki muayenehanesinin bulunduğu katta sahibi olduğu düğün salonunun tabelası asılı.
     Başhekimlere muayenehane işletme yasağı getirildiği için istifa eden Selimiye Doğum Hastanesi Başhekimi'nin yerine atanan Bestami Özsoy kendi muayenehanesini kapatmadı
     TİMUR SOYKAN - İSTANBUL - Selimiye Doğum ve Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Bestami Özsoy, yasalara aykırı olmasına karşın muayenehane işletiyor. Başhekimlere muayenehane işletme yasağının getirilmesinin ardından istifa eden başhekimin yerine atanan Özsoy'un muayenehanesinin Çorlu'da bulunması yasaları iki kez ihlal ettiğinin de göstergesi. Çünkü bir doktorun ikamet ettiği şehrin dışında muayenehane açması da yasak.
     Sağlık Bakanlığı 4 Ekim 2005 tarihinde başhekimlerin muayenehane açma ve işletmelerini yasakladı. Çünkü muayenehaneleriyle ilgilenen başhekimlerden, hastane yöneticiliğinde verim alınamıyordu. Yasak kararının uygulanmasından üç ay önce doktorlardan muayenehaneleri ve başhekimlik arasında bir seçim yapması istendi. Bunun için pek çok başhekim görevinden istifa ederek muayenehanesine döndü. Selimiye Başhekimi Doç. Dr. Süha Sönmez de istifa eden başhekimler arasındaydı. Bu istifanın ardından Nisan 2006'da başhekimliğe daha önce Çorlu Devlet Hastanesi'nde başhekimlik ve Şişli Etfal Hastanesi'nde şef yardımcılığı yapmış olan Dr. Bestami Özsoy, nisan 2006'da atandı. Ancak Özsoy, yeni görevine 'muayenehane yasağı' sayesinde gelmiş olmasına karşın kendi muayenehanesini kapatmadı. Olmadığını iddia ettiği muayenehanesinde haftanın belirli günleri, hasta kabul ediyor. Bir yandan da hastanenin döner sermaye katkı payından tam gün çalışma esaslarına göre kazanç elde ediyor.
     Bestami Özsoy, hastalarına eşi Nermin Özsoy'la ortağı olduğu Burak Özel Sağlık Hizmetleri, Mobilya Malzemeleri, İnşaat Taahhüt, İthalat, İhracat, Pazarlama, Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. adına fatura kesiyor. Özsoy'un Çorlu'da bir düğün salonu, halı sahası, inşaat şirketi bulunuyor. Ayrıca Çorlu Ticaret Odası'nın kayıtlarına göre özel bir hastanenin ortakları arasında Bestami Özsoy'un adı geçiyor. Özsoy, 1994'te Refah Partisi'nin, 2004'te ise AKP'nin belediye başkan adayları arasındaydı.
     Bestami Özsoy, "Ben muayenehanemi kapattım. Benim inşaat şirketim var, onun bürosu olarak kullanıyorum" diye konuşuyor. Oysa muayenehaneye başvurulduğunda Özsoy için randevu alınıyor. Özsoy'un muayene ücreti olarak 25 Kasım 2006 tarihli faturalar ve reçeteler bulunuyor. Özsoy, "Bu konuyu bir yanlışlık olmuş" diyerek açıklıyor.
____________

BİRGÜN

SSPE: 3 doz kızamık aşısı yeter

VOLKAN ŞAHİN-Kızamık virüsünün ileriki yaşlarda beyine yerleşmesiyle ortaya çıkan ölümcül SSPE (Suba-kut sklerosan panensefalit) hastalığının 3 doz aşı uygulaması ile önüne geçilebileceğini söyleyen hasta aileleri, Sağlık Bakanlığı'nı bir an önce önlem almaya çağırdı.
     SSPE Hastaları Yardımlaşma Dayanışma ve Yaşatma Derneği Başkanı Cengiz Kara, çok iyi şartlarda bakıldığı takdirde hastalığı yenen vakalar olduğunu, ancak Türkiye'de ortalama 2-3 günde bir SSPE hastası çocuğun öldüğünü söyledi.
     BİR YILDA 120 YENİ VAKA
     Derneklerine kayıtlı 670, Sağlık Bakanlığı verilerine göre bin 131, ülke genelinde ise yaklaşık 3 bin SSPE hastası bulunduğunu belirten Kara, son bir yılda derneğe kayıtlı 103 çocuğun yaşamını yitirdiğini ifade etti. Son bir yılda 120 çocuğa daha SSPE teşhisi konulduğunu kaydeden Kara, "Dünyada sadece az gelişmiş ülkelerde görülen ve kesin tedavisi henüz bulanamayan SSPE hastalığı, dünyada en çok Türkiye'de görülüyor.
     Kızamık mikrobunun beyine sıçraması sonucu ortaya çıkan SSPE hastalığını önlemenin tek yolu, 9. aydan başlayarak, 15. ayda ve 7 yaşında yapılacak 3 doz aşı kızamık aşısıdır" diye konuştu.Türkiye'de bugüne kadar kaç çocuğun SSPE'den öldüğünün bile tam olarak bilinmediğini dile getiren Kara, "Çocuklarımıza 9 aylıkken yapılacak bir doz aşı, kızamık virüsünün beyine sıçramasını büyük oranda önleyecektir.
     Bakanlıktan talebimiz, 2 doz uygulanan ve maliyeti sadece 8 YTL olan kızamık aşısının 3 doza çıkarılması ve aşı takviminin 9. aydan başlayarak öne alınmasıdır" açıklamasını yaptı.
     28 YIL TEK DOZ AŞI
     SSPE Hastaları Yardımlaşma, Dayanışma ve Yaşatma Derneği Başkanı Başkanı Kara, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü'ne 3 o Kasım tarihinde sundukları dilekçelerinde, 1970 yılında başlanan ve 1998 yılına kadar tek doz olarak uygulanan kızamık aşısının bu tarihten sonra 2 doza çıkarıldığını hatırlatarak şu taleplerde bulundu:
     "Kızamığın görülmediği ülkelerde, SSPE hastalığı da görülmemektedir. 9. ayda yapılacak kızamık aşısına, 15. ayda KKK (Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak) aşısı ve ilköğretim 1. sınıfta da bir kızamık aşısının daha takviye edilmesini, kızamık aşı takviminin buna göre yeniden düzenlenmesini, aşı kampanyalarına ağırlık verilmesini, özellikle doğu illerinde çocukların yeniden aşı taramasından geçirilmesini, kızamık aşılarının yeniden düzenlenmesi için, Bilimsel Araştırma Komisyonu oluşturulmasını istiyoruz.
     "Küçük Cihan yatağa bağlandıKastamonu'nun Taşköprü İlçesi'nde SSPE hastalığına yakalanan 8 yaşındaki Cihan Özsoy, yatağa bağımlı yaşamında her geçen gün hayallerinden biraz daha uzaklaşıyor.Taşköprü'ye bağlı Çambaşı Köyü'nde yaşayan Cihan'ın hayatı, 2004 yılında köylerine gelen sağlık ekiplerinin yaptığı kızamık aşısıyla değişti.
     Aşıdan 1 yıl sonra ilkokula gitmek için gün sayan Cihan, ani denge kayıpları, düşmeler ve ayak bileklerindeki titremeler nedeniyle ailesi tarafından Kastamonu Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Muayene sonucu herhangi bir teşhis konulamayan Cihan'ın, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne sevk edilmesiyle SSPE olduğu anlaşıldı.Oğlunun 14 aydır yatağa bağımlı yaşadığını söyleyen anne Gülsüm Özsoy, "Oğlumun bu halini gördükçe içim kan ağlıyor" diyerek acısını dile getirdi.
     Köyde çiftçilikle geçimlerini sağladıklarını ifade eden anne Özsoy, eşinin işsiz olduğunu, oğlunun hastalığından sonra tedavi için tüm birikimlerini harcadıklarını ve ilçe merkezine taşındıklarını söyledi. /AA
____________

Zatürree can almaya devam ediyor

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, başta zatürree olmak üzere pek çok hastalığa yol açan pnömokok adlı bakteri yüzünden dünya genelinde dakikada 2 çocuk hayatını kaybediyor.
     Zatürree özellikle gelişmekte olan ülkelerde ölüm nedenleri arasında da ilk sıralarda yer alıyor.Türkiye'de her yıl 1 yaşın altında yaşamını yitiren ortalama 12 bin çocuktan yaklaşık 5 bininin aşılamayla önüne geçilebilecek enfeksiyon hastalıkları nedeniyle kaybedildiğini belirten Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı ve H.Ü. Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Ünitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan aileleri uyararak, pnömokok-ların neden olduğu menenjit, zatürree, orta kulak iltihabı ve sinüzit gibi hastalıklara karşı aşıyla korunmanın mümkün olduğunu söyledi.
     YAŞLILAR İÇİN ÖLÜMCÜL
     Ondokuzmayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Meftun Unsal, zatürreeye bağlı ölümün, yaşlılarda gençlere oranla 3 kat fazla olduğunu belirterek, Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre, Türkiye'de her yıl yaklaşık 90 bin zatürree vakası görüldüğünü, yaklaşık 2 bin 500 kişinin de bu hastalığa bağlı olarak hayatını kaybettiğini ifade etti.
     Yaşlılarda hastalığın bazen sinsi seyrettiğini ve zatürree izlenimi vermeyebildiğini söyleyen Doç. Dr. Unsal, zatürreeye karşı aşının aralık ayı sonuna kadar yapılabileceğini kaydederek, kronik hastalığı olanlar ile 65 yaş üzerindekilerin aşı yaptırmaları gerektiğini vurguladı.
     Son yıllarda zatürree vakalarında görülen artışın bir sebebinin de bilinçsiz ilaç kullanımı olduğunu belirten uzmanlar, yanlış ilaç kullanımının hastalığın ilaçlara karşı dayanıklılık geliştirmesine yol açtığını söyledi.
____________

Tavşanlı'da hava kirliliği alarmı

Kütahya'nın Tavşanlı ilçesinde hava kirliliği halkın sağlığını tehdit edici boyutlara ulaştı. Kirlilik, özellikle akşam saatlerinde daha yoğun hissediliyor. Hava sirkülasyonunun yetersiz olması, kalorifer ve soba bacalarından çıkan dumanın ilçeye çökmesine neden oluyor. Hava kirliliğinden yakınan Tavşanlılar, zehirden şikayet edip, gözlerinde ve gırtlaklarında yanma hissettiklerini söyledi. Tavşanlılar, "Özellikle güneşin batışından sonra cadde ve sokaklar dumana bürünüyor. Göz gözü görmüyor desek yeridir" dediler.
____________

HÜRRİYET

Ambulansla otomobil çarpıştı: 2 yaralı

Balıkesir'in Gönen ilçesinden bir hastayı Bursa'ya getiren ambulansla otomobilin çarpışması sonucu 2 kişi yaralandı.
     Gönen Devlet Hastanesinden Bursa Devlet Hastanesine sevk edilen hasta Ahmet Kirazlı'yı taşıyan, Gönen Şoförler ve Otomobilciler Odasına ait Sefer Özcan idaresindeki 10 TK 002 plakalı ambulans, Darmstad Caddesi Atatürk Lisesi kavşağında, Aytaç Uzer yönetimindeki 16 GY 199 plakalı otomobille çarpıştı.
     Otomobilin devrildiği kazada, Aytaç Uzer ile Mehmet Yaman yaralandı. Çevredeki vatandaşlarca otomobilden çıkarılan yaralılar, Bursa Devlet Hastanesine kaldırıldı.
     Maddi hasar meydana gelen ambulanstaki hasta da olay yerine çağrılan başka bir ambulansla Bursa Devlet Hastanesine ulaştırıldı.
____________

Mesai saatinde özel hasta bakan doktora suçüstü

Doktor sayısı yetersiz olduğu için yabancı doktorlara çalışma izni gündemdeyken, devlet hastanelerinde çalışan bazı doktorlar, mesai saatlerinde özel muayenehanelerinde hasta bakıyor. Haseki Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları 2. Klinik Şefi Prof. Dr. Orhan Özturan, hastanede bulunması gereken öğle paydosunda, 150 metre ilerideki özel muayeneye koşarken Hürriyet objektifine takıldı.
     PROF. Orhan Özturan, 6 Aralık Çarşamba günü Millet Caddesi, Aydın Apartmanı'nın üçüncü katındaki Si-Ser İşitme Cihazları Merkezi'ne saat 12.22'de gelerek hasta baktı. Prof. Özturan, merkezden saat 13.12'de ayrılarak saat 13.30'daki toplantısına gitti. Prof. Orhan Özturan, mesaisini delerek hasta bakmakla, Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın açıklamalarına ters düşüyor. Çünkü Akdağ, 3 Aralık'ta Malatya Belediye Başkanı Cemal Akın'ı ziyaretinde gazetecilere, kamu hastanelerindeki doktorların yüzde 65'inin tam gün çalıştığını, hastaların da bundan çok memnun olduğunu söyledi. Ancak Haseki Hastanesi'nde Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Klinik Şefi Prof. Dr. Orhan Özturan'ın öğle tatilini fırsat bilip hastanenin sadece 150 metre ilerisinde bulunan Si-Ser İşitme Cihazları Merkezi'nde hasta bakması yasanın nasıl delindiğini de gözler önüne serdi.
     Doktorların yasal mesailerini bitirdikten sonra da muayenehanelerine, özel hastanelere, polikliniklere ya da tıp merkezlerine gidip çalışma hakları var.
     BAŞHEKİMİN BİLGİSİ YOK
     Prof. Özturan hakkında kendisine bir şikayet ulaşmadığını söyleyen Haseki Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Haldun Ertürk, "Eğer böyle yapıyorsa söyleyecek bir şey yok. Ben kendisine 'mesai saatinde özelde hasta bak' diye bir izin vermiş değilim. Kanuna uymayan bir iş yapıyorsa gereken soruşturmayı açarım" dedi. İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Hüseyin Demirdizen, Prof. Özturan'ın mesaisi sürerken hasta bakmasının tıp etiğine aykırı olmasının yanısıra yasaya göre suç olduğunu belirterek şöyle konuştu: "Bu durumda gereken soruşturmayı İstanbul Sağlık Müdürlüğü'nün açması gerekiyor. Doktorlar, performansa göre döner sermayeden gelir elde etme prensibine göre çalışıyorlar. Burada mesai dahilinde hasta bakan doktorlar, diğer meslektaşlarının hakkını yiyor."
     Hata yaptım kabul ediyorum
     PROF. DR. ORHAN ÖZTURAN
     Prof. Dr. Orhan Özturan, 6 Aralık'ta öğle saatlerinde hastaneyi bırakıp işitme merkezinde hasta baktığını kabul ederek, "Ben bu hatayı iki kez yaptım. Siz de gittiğimi gördüyseniz bir itirazım olamaz. Ben bir akademisyenim, 6 yıllık profesörüm. Kliniğimde 12 asistan ve 8 uzman doktor var. Onlara örnek olmam gerektiğini biliyorum" dedi. Haseki Hastanesi'nde bir yıldır çalıştığını belirten Prof. Özturan, hastaların özel merkezde muayenenin ardından hastanede ameliyat olmak istediklerini, kendisinin de bu isteğe uyduğunu, ancak yaptığının yanlış olduğunu söyledi.
____________

Sağlık Bakanlığı'ndan 'kimlik numarası' açıklaması

Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklama, medyada yer alan bazı iddiaların aksine, Personel Bilgi Sistemi'nde (PBS) T.C. Kimlik Numarasıyla ilgili bir problemle karşılaşılmadığı ve hiç bir surette bu konuda Nüfus Genel Müdürlüğünden yardım istenmediği bildirildi.
     Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, bugün medyada yer alan iddialara göre, 130 milyon kişinin MERNİS'teki kayıtlarında bir kişiye birden fazla kimlik numarası verildiği, aynı kimlik numarasının birden fazla kişiye verildiğinin belirtildiği kaydedildi. Açıklamada, şöyle denildi:
     “Buna ek olarak, mülkiye müfettişlerinin hazırladığı raporda, hataya sebep olarak taşra teşkilatı ile merkez arasındaki data hatlarında kesilmeler sebebiyle veri aktarımında aksamalar ve eksik güncellemelerin oluştuğu bildirilmektedir.
     Ayrıca raporda, MERNİS'in taşrada kullanılan program arayüzünde bulunan T.C. Kimlik Numarası alanında güncellemeler yapılabilmesine izin verdiği belirtilmektedir.
     Bunun dışında Sağlık Bakanlığı'nda yaşanan terfi ve atama işlemlerinde bahsi geçen problemlerin ortaya çıktığı ve bakanlığın Nüfus Genel Müdürlüğü'nden yardım istediği ifade edilmektedir.
     Bakanlığımızda halen yürürlükte olan personelin kura, başvuru-takip işlemleri ve personel ile ilgili bilgilerin izlenebilmesi amacıyla kullanılan PBS, MERNİS ile entegre olarak çalışmaktadır. PBS'de T.C. Kimlik Numarası ile ilgili bir problem ile karşılaşılmamış ve hiç bir surette bu konuda Nüfus Genel Müdürlüğünden yardım istenmemiştir.”
____________

Yağlarını aldırdı, canından oldu

A.A-Hatay'ın İskenderun ilçesinde 10 yıl önce sezaryenle yaptığı doğum sonrası karnında oluşan izi yok etmek ve karın yağlarını aldırmak isteyen 2 çocuk annesi, özel bir tıp merkezinde gerçekleştirilen operasyondan iki gün sonra öldü.
     Muradiye Mahallesi'nde yaşayan Şehide Avcı (37), 10 yıl önce yaptığı doğum sonrası karnında oluşan izlerden ve yağlardan rahatsız olunca ilçedeki özel bir tıp merkezine başvurdu. Estetik uzmanı Dr. Atilla Ersoy'un yaptığı tetkikin ardından ameliyat olan Avcı, operasyondan 48 saat sonra aniden rahatsızlanarak hayatını kaybetti.
     Dr. Atilla Ersoy, yaptığı açıklamada, ameliyatın başarılı geçtiğini, operasyonun ardından hastanın kendisini iyi hissettiğini ifade etti.
     Benzer ameliyatlarda hastanın 24-36 saat içinde taburcu edilebileceğini söyleyen Ersoy, “Kalkıp yürüdü ve evine gitmeye hazırlanıyordu. Yakınlarının da bulunduğu bir sırada aniden nefes alamadığını, kalbinin hızlı çarptığını söyleyince müdahalede bulundum. Kalbine masaj yaptım, suni solunum cihazına bağladık. Daha sonra ambulansla İskenderun Devlet Hastanesine kaldırarak, müdahaleyi burada sürdürdük” dedi.
     Avcı'nın kalp krizi veya yağ ambolisinden ölmüş olabileceğini belirten Ersoy, “Küçük bir ameliyatta hastanın ölmesi binde bir görülen bir olay. Anestezi olan her hasta da bu risk vardır. Çok üzgünüm” diye konuştu.
     İki çocuk annesi Şehide Avcı'nın kocası İsa Avcı da eşini ameliyat eden doktorun çok titiz davrandığını ve sürekli kendileriyle ilgilendiğini belirtti. İsa Avcı, doktordan veya tıp merkezinden şikayetçi olmayacaklarını söyledi.
     Şehide Avcı'nın cenazesi toprağa verildi.
____________

50 öğrenci zehirlenme şüphesiyle hastaneye kaldırıldı

A.A-Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde 50 öğrenci zehirlenme şüphesiyle hastaneye kaldırıldı.
     Silvan Kaymakamı Veysel Beyru, yaptığı açıklamada, 325 öğrencinin eğitim gördüğü Demirkuyu ve Eşme Taşıma Merkezi İlköğretim Okullarından 50 öğrencinin çeşitli şikayetlerle Silvan Devlet Hastanesine kaldırıldığını söyledi.
     Öğrencilerin öğle yemeğinde ekmek arası tavuk döner yedikten sonra şikayetlerde bulunduklarını ifade eden Beyru, “Hastaneye şu ana kadar kaldırılan 50 öğrenciden sağlık durumu kötü olan kimse yok. Hepsinin tedavileri sürdürülüyor. Hastanedeki doktor sayısını artırdık. Bu şikayetlerin duyulmasının ardından hastaneye gelecek öğrenci sayısında artış olabileceğini tahmin ediyoruz” dedi.
     Öğrencilerin yedikleri yemekten mi ya da başka bir şeyden mi rahatsızlandıklarının tespit edilmesi için gıda örnekleri aldıklarını söyleyen Beyru, yarın yapılacak tahlillerin ardından rahatsızlığın sebebinin kesinleşeceğini sözlerine ekledi.
____________

Karabük’te hava kirliliği alarmı

Karabük’te hava kirlilik oranının normal değerlerden yüksek çıkması üzerine yaşlı ve çocukların dışarıya çıkmaması konusunda megafonla uyarı yapıldı.
     Karabük İl Çevre ve Orman Müdürlüğü'nün hava kalite ölçüm cihazından dün alınan sonuçlara göre, normal değerlere göre 125 olması gereken kükürtdioksit oranı 273, 200 civarında olması gereken partikül madde ise 378 olarak ölçüldü. Yaşanan hava kirliliği üzerine megafonla halk uyarılarak, kalp hastalarının, çocukların ve yaşlıların aktivite seviyelerini düşük tutmaları istendi.
     Karabük Valiliği’nden konuyla ilgili yapılan yazılı açıklamada da şöyle denildi:
     “Karabük’te orta şiddette inversiyonun olması, yağışın olmaması ve ilimizin topoğrafik yapısı sebebi ile saat 13.00 ile 15.00 sularında hava kalitesi indeksi sınır değerleri aştığından, hava kalitesinin tekrar normal değerlerine dönünceye kadar kalp ve solunum hastalığı olan kişiler, yaşlılar ve çocukların evlerinde kalmaları ve aktivite seviyelerini ikinci bir uyarıya kadar düşük tutmaları gerekmektedir.”
____________

YENİ ŞAFAK

Saraybahçe'den yaşlılara grip aşısı

İzmit Saraybahçe Belediyesi ekonomik durumu iyi olmayan 65 yaş üstündeki vatandaşlara grip aşısı yaptı.
     Belediye Sağlık İşleri birimi yetkileri yaptıkları açıklamada: "Saraybahçe sınırlarında tespit ettiğimiz ekonomik durumu yetersiz, 65 yaş üstü 380 vatandaş bulunuyor. İlk etapta 110 vatandaşımızı Dolphin Kültür Merkezi'nde ağırlayarak grip aşılarını yaptırdık. İlerleyen günlerde kalan vatandaşların aşıları da yapılacak" dedi. Saraybahçe Belediye Başkanı Halil Vehbi Yenice'de aşı olmaya gelen yaşlılarla sohbet edip hal hatırlarını sordu. Her şeyin başının sağlık olduğunu söyleyen Başkan Yenice; "Özellikle yaşlılarda grip daha tehlikeli olabiliyor. Belli bir maliyeti olan bu aşının herkes tarafından temini pek kolay değil. Belediyemizce tespit edilen ihtiyaç sahibi yaşlılarımız bu program kapsamında grip aşısı olmaktadır. Kendilerine sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum" dedi. Dolphin Kültür Merkezi'ndeki aşıları belediye sağlık görevlileri ve özel sağlık kuruluşlarında görev yapan personel birlikte yaparken, Belediye Meclis Üyesi Gülcan Kocabıyık ile Belediye Başkan Yardımcıları Metin Kozluca ve Mehmet Öztürk de yaşlılarla yakından ilgilendi.
____________

"Doktorlar idari işleri yapmamalı"

Sağlık-Sen Genel Başkan Yardımcısı ve Genel Mali Sekreteri Yaşar Başaran, doktorların hastanelerde idari işlerde görevlendirildiklerini ancak bu uygulamanın yanlış olduğunu söyledi.
     Hastanelerde doktorların idari işlerde görevlendirilmesini yanlış bulduklarını belirten Sağlık-Sen Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Başaran, doktorların ancak meslekleri ile ilgili işleri yapabileceklerini, idari işlerin işletme ve iktisat mezunlarına bırakılması gerektiğini kaydetti. Başaran, "İdari hizmetler tamamen hastane müdürlüklerine devredilmeli. Doktorun işi hasta ile ilgilenmek, onların rahatsızlıklarını ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Bunun üzerine eğitim almışlardır. Bu yönde eğitim alan bir doktorun hastanenin işletilmesi ile ilgili bir göreve getirilmesini doğru bulmuyoruz" dedi.
     Eskişehir Sağlık-Sen'in konuğu olarak geldiği Eskişehir'de çeşitli konularda açıklamalarda bulunan Yaşar Başaran, sendika olarak toptan kabulcü ya da toptan redci olmadıklarını belirterek, hükümetin uygulamalarındaki yanlışlıklara karşı çıktıklarını doğru uygulamalarını da desteklediklerini vurguladı. Genel Sağlık Sigortası'na geçişi doğru bulduklarını ifade eden Yaşaran, "Her vatandaş için 18 yaşına kadar devlet sağlıkta garanti veriyor. Bu yeterli değil. Biz bunun bir ömür boyu sürmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sosyal devlet anlayışına uygun düşen de budur. Genel Sağlık Sigortası'ndaki kesintinin" yüzde 7,5'i işverenden yüzde 5'i de çalışandan kesiliyor. Bunu demokratik bulmuyoruz" diye konuştu.
     Aile Hekimliği uygulamasının faydalı bir uygulama olduğunu söyleyen Başaran, ülkemizde 50 bin Aile Hekimi'ne ihtiyaç olmasına rağmen ancak 30 bin Aile Hekimi bulunduğunun altını çizerek şunları kaydetti: "Aile Hekimliği konusundaki açık pratisyen hekimlerle giderilmeye çalışılıyor. Bu hekimlere 3-4 aylık bir kurs veriliyor. Ancak bu yeterli ve doğru bir uygulama değil. Diğer yandan uygulamaya sadece hizmet alanlar açısından bakılıyor, hizmet verenler açısından değerlendirmede bulunulmuyor. Ülkemizin her yerinde arazi şartları farklılıklar gösteriyor. Bunların dikkatle ele alınması gerekir. Türkiye'deki hemşire yetersizliğine de değinen başaran Dünyada her iki yatağa bir hemşire düşerken bizde 40 yatağa bir hemşire düşüyor. Bu da hemşirelerin üzerine düşen yükü artırmaktadır hastanelere yeni hemşireler alınmalı dedi.
____________

DÜNYA

İstanbul İl Özel İdaresi'nden 34 milyon YTL'lik tıbbi cihaz katkısı

İSTANBUL - İstanbul İl Özel İdaresi, kentin sağlık altyapısını güçlendirme yönündeki çalışmalarını sürdürüyor.
     İstanbul İl Özel İdaresi tarafından yapılan açıklamaya göre, bu kapsamda alınan toplam 34 milyon YTL'lik, 644 adet tıbbi cihaz ve donanım, başta Bağcılar, Başakşehir, Kağıthane Devlet Hastaneleri'yle Okmeydanı, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastaneleri olmak üzere 9 hastaneye önümüzdeki günlerde teslim edilecek.
     İstanbul İl Özel İdaresi, bütçesinden ayırdığı 34 milyon YTL'lik kaynakla, hastanelerdeki tıbbi cihaz ve donanım eksiklerinin giderilmesi yolundaki çalışmalara katkıda bulunuyor. Bu kapsamda ihale süreçleri tamamlanan ve teslim aşamasına gelen cihazların hastanelere dağıtımına başlanacak.
     Tıbbi cihaz ve donanımlar ilk etapta Bağcılar, Başakşehir, Kağıthane, Silivri, Ümraniye Devlet Hastaneleriyle, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Selimpaşa Acil Yardım ve Travmatoloji Hastanesi ve Haseki Semt Polikliniği'ne teslim edilecek.
     Dağıtılacak toplam 646 adet tıbbi cihaz ve donanım arasında, Ameliyat Mikroskobu, Defibrilatör, Kalp Akciğer Makinesi, Video Endoskopi Sistemi, Ortopedik Ameliyat Masası, Artroskopi, Biyomikroskop, Holmium Laser, Lineer Acceleratör ve Pet CT gibi önemli cihazlar yer alıyor.
     Tıbbi cihaz ve donanım alımlarıyla ilgili bilgiler veren İstanbul İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Sabri Kaya, "İdare olarak, İstanbul'un sağlık altyapısını güçlendirmek amacıyla yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Yeni hastane ve sağlık ocakları yapımlarının yanı sıra yeni cihaz ve donanım alımlarıyla da sağlık alanında katkılarımıza devam ediyoruz"dedi.
     İhale süreçleri devam eden bazı cihaz ve donanımların dağıtımları ise ihale süreçlerinin tamamlanmasının ardından yapılacak.
____________

CUMHURİYET

EN ETKİN KORUNMA: AŞI
Her yıl 2 milyon çocuk zatürree nedeniyle ölüyor

İSTANBUL/ADANA (Cumhuriyet) - Türkiye'de yılda yaklaşık 500 bin kişi zatürreeye yakalanıyor. Bunların yarısını çocuklar oluşturuyor. Bulaşıcı hastalıkların başında gelen zatürree tedavi edilmediği takdirde ölümcül olabiliyor. Hastalıktan korunmanın en iyi ve kısa yolunun aşı olduğu belirtiliyor. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yeşim Taşova, doktor kontrolü dışında antibiyotik kullanımının artış gösterdiğine dikkat çekerek, bu nedenle zatürreeye neden olan bakterilerin başında gelen "Pnömokok" un ilaçlara direncinin arttığını söyledi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre zatürreeye neden olan ve sayıları 90'ı bulan bakterilerin başında "pnömokok" geliyor. Bu bakterileri nedeniyle dünyada her yıl 2 milyon çocuk hayatını kaybediyor.
     Bakanlık, 3 yıllık ve 210 milyon dolarlık aşı alımında uzmanları şaşırtan kararlara imza atıyor
     Bu ihale sağlığa zararlı
     3 yıllık alım yapılması fiyat hareketlerinden yararlanma avantajını ortadan kaldırıyor. Toplam aşılama harcamasının 3 katından fazlası tek başına beşli kombine aşılar için gözden çıkarılırken sağlık otoriteleri söz konusu kombinasyonun kullanımını önermiyor.
     FATMA KOŞAR -Sağlık Bakanlığı, 210 milyon dolarlık aşı alımında uzmanları şaşırtan kararlarla yol alıyor. Tıp Kurumu'ndan edinilen bilgiye göre, bakanlık ilk kez bir yıllık ihale yerine 3 yıllık alım yapıyor. Sektörle ilgili kaynakların ihaleyi kazanma olasılığı çok yüksek olarak değerlendirdiği Sanofi Pasteur ulusötesi aşı devlerinin başında gelen bir Fransız şirketi. Dünya aşı pazarının yüzde 30'a yakınını Fransız dev elinde tutuyor.
     2007-2009 yılları için 5'li kombinasyon aşıların alımıyla ilgili ihaleyi mercek altına alan Tıp Kurumu, saptamalarını şöyle sıraladı:
     Difteri-Asellüler Boğmaca-Tetanoz-İnaktif (injektabl) Polio (Tip 1,2,3)-Haemophilus Influenza Tip B (HİB) aşılarını kapsayan beşli kombine aşı ihalesi üç yıla yayılıyor. İhalenin üç yıllık toplam tutarının 210 milyon dolar, yıllık tutarının da 70 milyon dolar olması bekleniyor. Oysaki Sağlık Bakanlığı, zorunlu aşı takvimi kapsamındaki tüm aşılar için yılda yaklaşık 20 milyon dolar harcama yapıyor. Şimdi bakanlık yetkilileri toplam aşılama harcamasının 3 katından fazlasını tek başına beşli kombine aşılar için gözden çıkarıyor.
     İhale teknik şartnamesinde teknoloji transferi yapılacağı söyleniyor. Ancak dolum, ambalajlamanın teknoloji transferi olarak değerlendirilmesi düşünülemez.
     Bağışıklamanın başarılı olması için bu aşılar bebekliğin 2. ayı ile 4, 6 ve 18. aylarında tekrarlanan dozlarla dört kez uygulanıyor. Beşli aşının içerisinde yer alan aşılar şu anda zorunlu aşı takvimi kapsamında bulunuyor. 5'lideki kombinasyon içinde yer alan asellüler tipteki boğmaca aşısının daha az yan etkisi olduğu ileri sürülüyor. Ancak, dünyada pek çok akademi 5'li kombinasyon önermeyip Türkiye'deki uygulamayı savunuyor.
     1 yıllık 70 milyon dolarlık harcama ile yüksek teknolojik standartlarda tüm bakteri ve virüs aşılarını üretecek yatırımlar gerçekleştirilebilir.
     Amerikan Pediatri Akademisi (AAP), Haemophilus Influenza Tip B (HİB) aşısının bebekliğin 2, 4 ve 6. aylarında yeterli antikor düzeyi oluşturmaması nedeniyle bu aylarda 5'li aşı kombinasyonunu önermeyip şu anda Türkiye'de uygulandığı gibi aynı dönemde ayrı karma ve ayrı HİB aşısı olarak 2, 4, 6. aylarda yapılmasını öneriyor.
     Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), beşli aşı kombinasyonu içerisinde yer alan inaktif (injektabl) polio aşısını o ülkede en son saptanan polio (çocuk felci) vakasının üzerinden 10 yıl geçmeden kullanılmamasını, bu süre içinde halen Türkiye'de zorunlu aşılar kapsamında uygulanmakta olan oral (ağızdan verilen) polio aşısının kullanılmasını öneriyor. Türkiye'de son polio olgusu 1998 yılının sonunda saptanmış durumda. Bu durumda DSÖ'nün önerisine göre Türkiye'nin 2009 yılından önce inaktif (injektabl) polio aşısına geçmesi de doğru bir yaklaşım değil.
____________

GSS kimsesizleri ve işsizleri vuracak

**Düzenleme, okumayan ve herhangi bir mesleğe sahip olmayan öksüz-yetim genç kızları daha mağdur ederek ya evlenmeleri ya da prim ödemeleri seçeneği ile baş başa bırakacak.
     ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Yeni yılda yürürlüğe girecek olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası ile halen 7'den 70'e herkesin ücretsiz olarak yararlandığı birinci basamak sağlık hizmetleri paralı hale getirilirken kız çocuklarının evlenene değin anne ya da babasının sosyal güvencesinden yararlanma hakkı da ortadan kalkacak.
     Yeni düzenlemeyle 18 yaşından sonra herkes yetişkin bir birey olarak kabul edilecek, prim ve katkı payını ödemesi istenecek.
     Anayasa Mahkemesi iptal kararı vermezse, 1 Ocak 2007 itibarıyla uygulanmaya başlanacak sosyal güvenlik reformuna göre, devlet 18 yaşından sonra yurttaşların sağlığından sorumlu olmayacak.
     Yasa ile halen olduğu gibi 18 yaşına kadar herkesin sağlık hizmetlerinden herhangi bir koşul gözetmeksizin ücretsiz olarak yararlanması uygulamasına devam edilecek.
     Düzenleme, okumayan ve herhangi bir mesleğe sahip olmayan öksüz-yetim genç kızları daha mağdur ederek ya evlenmeleri ya da prim ödemeleri seçeneği ile baş başa bırakacak.
     Asgari ücretin üçte birine denk gelen 126 YTL'lik gelire sahip olduğu belirlenen 18 yaşından büyük her birey, gelirinin en az 64 YTL'sini prim olarak ödeyecek.
     Öte yandan, ne şekilde olursa olsun herkes, 25 yaşından sonra anne-babasının vesayeti altından çıkmış olarak kabul edileceğinden, kendi primini yatırmadığı sürece Sosyal Güvenlik Kurumu'na dahil olamayacak.
____________

Türkiye'de ilaçta dışa bağımlılık yüzde 70 arttı, harcama 9 milyar dolara ulaştı
Yabancı merhemi yara dağladı

AKP, SSK'nin ilaç üretimini durdurttu ve avantajlı alım modeli tasfiye ettirdi. İlaç ve eczacılık ithalatı 2005'te 3 milyar doları aştı. Harcamalar ikiye katlandı.
     OLCAY BÜYÜKTAŞ -Kamu yararından çok yandaşlarını kayırma politikasının sonucu olarak sağlıkta her geçen gün daha karamsar bir tablo oluşturan AKP, Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası uygulamasındaki ısrarını ilaçta da sürdürmeye kararlı. AKP'nin iktidara geldiği günden bu yana uygulanan politikalarla ilaçta son derece sağlıksız gelişmelere imza atan hükümet, yaptığı uygulamalarla bir yandan ilaç ithalatının artmasına yol açarak dışa bağımlılığı körüklerken bir yandan da ilaç harcamalarının kat kat artmasına neden oldu.
     Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) tarafından yapılan ilaç üretimini durduran hükümet, ayrıca yine kurumun avantajlı ilaç alım modelini de tasfiye etti. 2005 yılında ilaç ve eczacılık ithalatı 3 milyar doları aştı. Yüzde 90'ı kamuya ait ilaç harcaması yüzde yüz arttı. Tıp Kurumu verileri, ilaçta yaşanan sıkıntılara dikkat çekerken pek çok sorunun da yaşanacağının habercisi...
     Tıp Kurumu'nun araştırmasına göre SSK'nin kasımda yayımlanan aylık bülteninde 2006 yılında resmi olarak öngörülen ilaç harcaması 5.5 katrilyon lira, bu harcama 2004 yılındaki ilaç harcamasının iki katı. Söz konusu ani artış, hükümetin kuruma avantajlı ilaç alım modelini tasfiye ettirmesinden kaynaklanıyor.
     Türkiye'nin 2005'teki ilaç ve eczacılık ürünleri ithalatı 3 milyar dolara yaklaştı. İlaç ihracatının ithalatı karşılama oranı yalnız yüzde 8.5.
     Ulusötesi ilaç şirketleri Türk ilaç pazarının yüzde 65'ine hâkim ve bu oran her geçen gün artıyor.
     2005 International Madical Statistic (IMS) verilerine göre Türkiye ilaç tüketiminde Güney Kore'den sonra geliyor. Dünyanın en büyük 13. pazarı olan Türkiye'nin, 2010 yılında ise ilk 10 ülke arasına gireceği tahmin ediliyor.
     Türkiye'de üretici fiyatlarıyla ilaç tüketiminin ulusal gelire oranı her yıl hızla artıyor. Bu oran 1996'da 0.93 iken 2005'te 1.93'e çıktı. Bu oran ABD'de 1.46, Japonya'da 1,29, Kanada'da 1,15, Almanya'da 0.97, İtalya'da 0,85, İngiltere'de 0.69'dur. Türkiye bu alanda dünya lideri.
     Türkiye ilaç pazarı 2005'te üretici fiyatlarıyla 6.6 milyar dolar, söz konusu miktara depocu, eczane kârı ve KDV eklendiğinde harcama 9 milyar dolara ulaşıyor.
     2005 pazarı yüzde 55 büyüdü. SSK İstatistik Bülteni'nin kasımda yayımlanan ve 10 aylık fiili, 2 aylık da tahmini akım tablosunu gösteren son verilerine göre 2004'te 6.6 katrilyon lira olan toplam sağlık harcaması, kurumun tasfiyesinin ardından 2006 yılında 5 katrilyon liralık artışla 11.5 katrilyon liraya sıçradı.
____________

ZAMAN

Hastaların kayıtları internete yapılınca kağıttan ve zamandan tasarruf sağlandı

Manisa'da uygulanmaya başlayan e—sağlık projesiyle sağlık ocaklarının hasta kayıtları doğrudan internete aktarılıyor.
     Böylece muhtemel hatalar önlendiği gibi tonlarca kâğıt masrafından tasarruf ediliyor. Çalışanlar da kayıtla fazla uğraşmadığı için asli görevlerine daha çok zaman ayırıyor. Ayrıca sistemdeki bilgisayarlarda Türk malı ve ücretsiz "Pardus" işletim sistemi kullanıldığı için yazılıma da para verilmiyor. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Bilgi İşlem Şubesi çalışanlarınca geliştirilen yazılım sayesinde 1. basamak sağlık hizmeti sunan sağlık ocaklarının hem işi kolaylaştı hem de tonlarca kağıt kullanımı ortadan kalktı. Bu sayede farkında olmadan yanlış bilgi kaydetmesi de önlenmiş oluyor. Türkiye'de sadece Manisa'daki 151 sağlık ocağında hayata geçen, ayrıca Bursa'nın da örnek aldığı e—sağlık sisteminin Türkiye genelindeki 6 bin sağlık ocağında yaygınlaşması halinde büyük bir kağıt israfına son verilecek. Bu iş için 150 bin YTL ödeyerek 300 adet bilgisayar satın alan Manisa İl Sağlık Müdürlüğü'nün kurduğu bilgisayar ağıyla sağlık ocaklarında bilgisayara girilen kayıtlar, Manisa Organize Sanayi Bölgesi'ndeki bilgi işlem merkezinde depolanıyor. Manisa genelinde ortalama 1 milyon kişinin kimlik ve sağlık bilgilerini tutan sistem sayesinde sağlık çalışanları, kendilerine başvuran hastanın bütün sağlık kayıtlarına ulaşabiliyor. Ayrıca ilin demografik bilgileri, risk grupları, sağlık haritası gibi istatistiki bilgiler de görülebiliyor. Hekimlerin sistemi gerçek zamanlı kullanmasıyla yardımcı sağlık personeli de aslî görevine döndü. Yanlış bilgi girişi ve mükerrer kayıtlara da engel olan sistem, iki merkezden devamlı denetleniyor.
     Manisa İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Mustafa Sertel, amaçlarının herkese kolay ve çabuk ulaşılabilir sağlık hizmeti sunmak olduğunu söylüyor. Projelerini 2—5 Kasım 2006 tarihlerinde İzmir'de düzenlenen Ulusal Sağlık Bilişim Kongresi'nde bir bildiriyle sunduklarını kaydeden Sertel, projenin kabul gördüğünü ve katılımcıların çok memnun kaldığını aktarıyor.
____________

12 ARALIK 2006 TARİHLİ HABERLER

CUMHURİYET

Bakanlık, 3 yıllık ve 210 milyon dolarlık aşı alımında uzmanları şaşırtan kararlara imza atıyor

Bu ihale sağlığa zararlı **3 yıllık alım yapılması fiyat hareketlerinden yararlanma avantajını ortadan kaldırıyor. Toplam aşılama harcamasının 3 katından fazlası tek başına beşli kombine aşılar için gözden çıkarılırken sağlık otoriteleri söz konusu kombinasyonun kullanımını önermiyor.
     FATMA KOŞAR * Sağlık Bakanlığı, 210 milyon dolarlık aşı alımında uzmanları şaşırtan kararlarla yol alıyor. *Tıp Kurumu'*ndan edinilen bilgiye göre, bakanlık ilk kez bir yıllık ihale yerine 3 yıllık alım yapıyor. Sektörle ilgili kaynakların ihaleyi kazanma olasılığı çok yüksek olarak değerlendirdiği Sanofi Pasteur ulusötesi aşı devlerinin başında gelen bir Fransız şirketi. Dünya aşı pazarının yüzde 30'a yakınını Fransız dev elinde tutuyor.
     2007-2009 yılları için 5'li kombinasyon aşıların alımıyla ilgili ihaleyi mercek altına alan *Tıp Kurumu*, saptamalarını şöyle sıraladı:
     Difteri-Asellüler Boğmaca-Tetanoz-İnaktif (injektabl) Polio (Tip 1,2,3)-Haemophilus Influenza Tip B (HİB) aşılarını kapsayan beşli kombine aşı ihalesi üç yıla yayılıyor. İhalenin üç yıllık toplam tutarının 210 milyon dolar, yıllık tutarının da 70 milyon dolar olması bekleniyor. Oysaki Sağlık Bakanlığı, zorunlu aşı takvimi kapsamındaki tüm aşılar için yılda yaklaşık 20 milyon dolar harcama yapıyor. Şimdi bakanlık yetkilileri toplam aşılama harcamasının 3 katından fazlasını tek başına beşli kombine aşılar için gözden çıkarıyor.
     İhale teknik şartnamesinde teknoloji transferi yapılacağı söyleniyor. Ancak dolum, ambalajlamanın teknoloji transferi olarak değerlendirilmesi düşünülemez.
     Bağışıklamanın başarılı olması için bu aşılar bebekliğin 2. ayı ile 4, 6 ve 18. aylarında tekrarlanan dozlarla dört kez uygulanıyor. Beşli aşının içerisinde yer alan aşılar şu anda zorunlu aşı takvimi kapsamında bulunuyor. 5'lideki kombinasyon içinde yer alan asellüler tipteki boğmaca aşısının daha az yan etkisi olduğu ileri sürülüyor. Ancak, dünyada pek çok akademi 5'li kombinasyon önermeyip Türkiye'deki uygulamayı savunuyor.
     1 yıllık 70 milyon dolarlık harcama ile yüksek teknolojik standartlarda tüm bakteri ve virüs aşılarını üretecek yatırımlar gerçekleştirilebilir.
     Amerikan Pediatri Akademisi (AAP), Haemophilus Influenza Tip B (HİB) aşısının bebekliğin 2, 4 ve 6. aylarında yeterli antikor düzeyi oluşturmaması nedeniyle bu aylarda 5'li aşı kombinasyonunu önermeyip şu anda Türkiye'de uygulandığı gibi aynı dönemde ayrı karma ve ayrı HİB aşısı olarak 2, 4, 6. aylarda yapılmasını öneriyor.
     Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), beşli aşı kombinasyonu içerisinde yer alan inaktif (injektabl) polio aşısını o ülkede en son saptanan polio (çocuk felci) vakasının üzerinden 10 yıl geçmeden kullanılmamasını, bu süre içinde halen Türkiye'de zorunlu aşılar kapsamında uygulanmakta olan oral (ağızdan verilen) polio aşısının kullanılmasını öneriyor. Türkiye'de son polio olgusu 1998 yılının sonunda saptanmış durumda. Bu durumda DSÖ'nün önerisine göre Türkiye'nin 2009 yılından önce inaktif (injektabl) polio aşısına geçmesi de doğru bir yaklaşım değil.
____________

RADİKAL

'Doktorlar risk almak istemiyor'

RADİKAL - İSTANBUL - Sezaryen mi normal doğum mu? Doktorlar değerlendirdi:
     Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Engin Oral: Ülkemizde sezaryen üniversite hastanelerinde yüzde 60'a, özel hastanelerde ise yüzde 80-85'e çıkmış durumda. Sezaryeni neden yapıyoruz? Çünkü doktorlar risk almak istemiyor.
     Doktorlar sezaryeni tercih ediyor çünkü travmatik değil, kolaylarına da geliyor. Bir de geç yaşta doğum oranı arttı. Bu da sezaryene ilgiyi artırdı. Eskiden hastalar takip edilmiyordu. Örneğin bebek ters dönmüşse de normal doğum yapılırdı. Ama şimdi ters dönmüşse mutlaka sezaryen yapılıyor.
     İsteğe bağlı sezaryeni çok yapıyoruz. Kadınlar eskisi kadar dayanıklı değil ve direk olarak sezaryen istiyor.
     Hastanın tercihi önemli ama kadın ve doktor buna birlikte karar vermeli.
     Prof. Dr. Mustafa Bahçeci (Alman Hastanesi Tüp Bebek Merkezi ve Bahçeci Kliniği Direktörü): Dünya kurulduğundan bu yana kadınlar normal doğuruyor. Sezaryen ise normal doğumun gerçekleşemediği durumlarda anne ve bebeğin hayatını riske atmamak için yapılıyor. Mesela doğum sırasında bebeğin kalp atışlarında problem yaşandığında sezaryen hayat kurtarıcıdır. Günümüzde sezaryende artış var. Tıbbi açıdan normal şartlar altında önerilmesi gereken normal doğum. Hem sezaryen, hem de normal doğum bugünün teknolojisiyle güvenli. Ancak annenin tercih hakkı göz ardı edilmemelidir.
____________

Ucuz kalp kapakçığı takılı hastalardan sekizi ölmüş

Yasaklanmadan önce Türkiye'de 227 kişiye takılan ucuz kapakçıklar, Meclis'e taşındı. Akdağ: Hastaların sekizi öldü, diğerleri kontrol altında
     RADİKAL - ANKARA - İtalyan Sağlık Bakanlığı'nın uyarısı üzerine tüm Avrupa ve ABD'de piyasadan çekilen 'TRI' marka kalp kapakçıklarından Türkiye'de 227 hastaya takılırken, bu hastalardan sekizinin öldüğü ortaya çıktı. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye'de yasaklanmadan önce söz konusu 'ucuz' kapakçıktan takılan hastalara bilgi verildiğini duyurdu.
     TRI marka kalp kapakçıkları 2002 yılında tüm Avrupa'da piyasadan çekilmiş, üretim yapan şirketin Brezilya'daki fabrikaları kapatılmıştı. Ancak, yasak Türkiye'ye 106 gün sonra gelebildi. Bu dönemde de ameliyatlarda söz konusu kapakçıktan 227 adet kullanıldı.
     Bakan Akdağ'a soru önergesi
     Bakan Akdağ, Anavatan Partisi Hatay Milletvekili Züheyir Amber'in 'hastalara ucuz olduğu için Brezilya gibi ülkelerden ithal edilen kalp kapakçıklarının takıldığı' iddialarıyla ilgili soru önergesini yanıtladı. Akdağ, 26 Temmuz 2002'de, TRI marka kalp kapakçıklarının kullanılmaması için kalp nakil merkezlerinin uyarıldığını hatırlattı. Toplam 227 hastaya TRI marka kapakçık takıldığını ifade eden Akdağ, Hasta Hakları Yönetmeliği'ne göre, hastaların, tıbbi işlem konusunda bilgilendirilerek rıza ve izinlerinin alındığını belirtti.
     Yedi ilde kullanılmış
     Hangi hastanelerde ucuz kalp kapakçığı takıldığına ilişkin soruyu da yanıtlayan Akdağ, TRI marka kalp kapakçıklarının, SIR Tıbbi Malzemeler Şirketi tarafından ithal edildiğini ve Ankara, İzmir, İstanbul, Edirne, Kayseri, Malatya ve Van'daki hastanelerde takıldığını ifade etti. Akdağ, 1998-2006 yıllarında Bursa'daki devlet hastaneleri ile Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde biyolojik kalp kapağı nakli yapılmadığını belirterek, Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 1998-2000 yılları arasında toplam 299 biyoprotez kalp kapakçığı takıldığını, 2001 yılından itibaren ise mekanik-metal kalp kapağı kullanılmaya başlandığını vurguladı.
     TRI marka kapakçık takılan 227 kişiden bugüne kadar sekizinin öldüğünü belirten Akdağ, diğer hastaların kontrollerinin devam ettiğini ifade etti. Akdağ, Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde biyoprotez kalp kapağı takılan 299 hastadan ise 10'unun hayatını kaybettiğini söyledi.
____________

Sezaryendeki tırmanış şaşırttı

Tüp bebek yönteminin yaygınlaşması ve daha geç yaşta doğum da sezaryendeki artış nedenlerinden...
     İzmir'de 1998'de yüzde 21 olan sezaryen oranı yüzde 41-83'e çıkınca, 'patlama'nın nedenleri araştırılmaya başlandı
     NESRİN COŞKUN - İZMİR - Türk kadınları, sezaryenle doğumu sevdi. Dünya Sağlık Örgütü'nün öngördüğü yüzde 5-15 arası sezaryenle doğum oranı, İzmir'de kat kat aşıldı. İzmir Sağlık Müdürlüğü bu yılın ilk dokuz ayında devlet hastanesinde yüzde 41, diğer kamu hastanelerinde yüzde 70, özel hastanelerde yüzde 83 sezaryenle doğum oranı saptayınca, bu patlamanın nedenini anlamak için bir bilimsel kurul oluşturuldu. Türkiye genelindeki devlet hastanelerinde de bu yıl 660 bin doğumun 242 bini sezaryenle oldu.
     İzmir İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Neşe Nohutçu, Ege Perinatoloji Derneği'nin 'Sezaryen-normal doğum' başlıklı toplantısında, sezaryen oranlarında 2005 yılı rakamlarına göre de artış yaşandığını belirterek, kente ilişkin şu rakamları verdi:
     "Dünya Sağlık Örgütü'nün sezaryenle doğumda öngördüğü oranlar yüzde 5-15. 1998'de sezaryen oranı yüzde 21.2'ydi. Bu oranın 2003'teki aynı araştırmada yüzde 40'a yükseldiği saptandı. Bu oranlar Kuzey Amerika'da yüzde 23, Arjantin, Brezilya, Şili'de yüzde 60, Hollanda, Belçika ve Britanya'da yüzde 20."
     Özel hastanelerde artış
     Buna karşılık İzmir'de yapılan araştırmadaysa 2005 istatistiklerinde devlet hastanelerinde sezaryen oranının yüzde 41'e çıktığını belirten Nohutçu, şöyle devam etti:
     "Aynı yıl üniversite, askeri, belediye hastaneleri gibi diğer kamu hastanelerinde sezaryenle doğum oranı yüzde 67 olarak saptandı. Özel hastanelerde ise 100 doğumdan 18'i normal, sezaryen oranı yüzde 82. 2006'nın ilk dokuz aylık verilerine göre devlet hastanelerinde sezaryen oranı geçen yılla aynı, yüzde 41. Diğer kamu hastanelerinde sezaryen yüzde 70'e çıkmış. Özel hastanelerde de oran bir yılda bir puan artarak yüzde 83'e çıkmış."
     Dr. Nohutçu, iki doğum yöntemini şöyle değerlendirdi:
     "Hekim, riskleri iyi hesaplayıp bu risklere göre yöntemi belirlemeli. Hasta sezaryen istese bile, mutlaka iki yöntem hakkında da iyice bilgilendirilmeli. Bizim isteğimiz, sezaryene sosyal nedenle değil, gerçek tıbbi nedenlerle karar verilmesi. İlimizde sezaryen oranları çok yüksek. Bunun nedenlerinin belirlenmesi için Ege Üniversitesi, Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Konak Dr. Hayri Üstündağ Kadın Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, Ege Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi ile iki ilçe hastanesinden uzmanların yer aldığı bir bilimsel komisyon oluşturuldu."
     Dr. Nohutçu, bu arada İzmir'in tüm bölgeye hizmet verdiğini, riskli vakaların bu kente sevki nedeniyle sezaryenin daha fazla görülmüş olabileceğini de sözlerine ekledi.
     Türkiye geneli nasıl?
     Sağlık Bakanlığı verilerine göre, bu yılın ilk 10 ayında, devlet hastanelerinde 660 bin 110 doğumdan 242 bin 569'u sezaryen. Özel hastanelerdeki doğumların kaçının sezaryen olduğu ise kesin bilinmiyor.
____________

SABAH

Carousel Ataköy'e sağlık ocağı yaptırdı

Mermerler Şirketler Grubuna bağlı Carousel Alışveriş ve Yaşam Merkezince Ataköy'de yaptırılan sağlık ocağı, İstanbul Valiliğine devredildi. Valilik'te düzenlenen törende devir-teslim protokolü, İstanbul Valisi Muammer Güler ile Mermerler Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Mermer tarafından imzalandı. Vali Güler, törende yaptığı konuşmada, Ataköy 5. Kısımda 400 metrekarelik alana yaptırılan sağlık ocağının 22 bin kişiye hizmet vereceğini söyledi. Güler, 400 bin YTL'ye mal olan sağlık ocağının 8 poliklinik ve diğer hizmet alanlarından oluştuğunu ifade etti. Yüksel Mermer de toplum adına faydalı bir projeye imza atmaktan mutluluk duyduklarını dile getirdi.
____________

Üç doktora, hastaya bilgi vermeme davası

Zeynep Akıncı 2003 yılı Mart ayında bacak ağrısı, güçsüzlük ve idrar kaçırma şikâyetleriyle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroşirurji Ana Bilim Dalı'na başvurdu. Omurga kanalında tespit edilen tümörün alınması gerektiğine karar verildi. Zeynep Akıncı 18 Mart 2003 tarihinde ameliyat edildi. Ancka ameliyatın ardından yine Cerrahpaşa Tıp Fakültesi nöroşirurji ve fizik tedavi-rehabilitasyon kliniklerinde gördüğü 8 aylık tedaviden sonra 11 Kasım 2003 tarihinde belden aşağısı bütünüyle felç oldu. Yürüyerek geldiği hastaneden felçli olarak çıkan Şentürk doktorlarından şikâyetçi oldu. Geçtiğimiz günlerde incelenen dosyadan çıkan kararla Doç. Dr. Murat Hancı, Dr. Haldun Erman, Dr. Rahşan Kemerdere hakkında dava açılmasına karar verildi. Doktorlar, Danıştay Birinci Daire'nin kararına göre ameliyat öncesi olası komplikasyonlar hakkında