“Genel Sağlık
Sigortası Sağlık Hizmetine Ulaşma ve Yararlanma Hakkını İhlâl edecek”
Sağlık Hakkı Hareketi Derneği (SHHD) olarak biz sağlığı yaşama hakkını anlamlı kılan “temel bir insan hakkı” olarak görüyoruz. Sağlığımız için ulaşmamız gereken hizmetler ise bu hakkın gereğinin yerine gelmesini sağlar. Bu nedenle “sağlık hizmetlerine ulaşma ve yararlanma hakkı” aslında temel bir insan hakkıdır.
Bu hizmetler en genel kapsamıyla; sağlığı koruyucu, geliştirici, hastalıkları önleyici, erken tanı, doğru ve etkin tedavi hizmetlerini, sağlıklılık haline tüm olarak ulaşılamayan durumlarda, mevcut halin yaşamla bağdaşır halde tutulmasını sağlayacak rehabilitasyon ve esenlendirmeyi, sağlıkla ilgili genel ve özel toplum eğitimini, acil sağlık hizmetlerini içerir. Bu hizmetlere ulaşmak ve yararlanmak her insanın hakkıdır.
Bu hizmetleri bireysel olarak bir karşılık, “bedel” ödeyerek sunmak, bunların bir “hak olmak”tan çıkması demektir. Hiç bir temel hak bir bedel karşılığında sunulmaz. Örneğin “özgürlük” için parasal olarak bir bedel ödemek gerekmez.
Genel Sağlık Sigortası; “prim” adı altında “önceden ödenen” bir bedel karşılığında bu hizmetlerden yararlanılması demektir. Başka bir deyişle bu hizmetlerden yararlanılması için “önceden bir prim ödenmesi şartı” gelecektir. Yani GSS geldiğinde “sağlık bir hak” olmaktan çıkıp, “satın alınan bir hizmet” olacaktır. Bu nedenle SHHD getirilmeye çalışılan GSS uygulamasına temelden karşıdır ve bu uygulamayı bir “hakkın ihlâli” olarak görmektedir.
Bu genel görüş ve yaklaşımımızın ötesinde GSS'ye ilişkin değerlendirme yaparken ilk söylenmesi gereken nokta bunun bir “toplumsal uzlaşma” sonucu yapılmadığı olgusudur.
Temel hakları bile ortadan kaldıran bir yasanın sadece “İMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü böyle istiyor” diyerek uygulamaya konulması kabul edilemez. ABD Dışişleri Bakanı'nın yasanın meclisten geçirilmesinden hemen sonra Türkiye'ye yaptığı ziyarette bunu; “Fransa'nın yapamadığı sosyal güvenlik reformunu nasıl yaptınız? Halkı buna nasıl ikna ettiniz?” diye şaşırarak sorması da göstermektedir ki aslında bu yasa toplumun kabul etmeyeceği, edemeyeceği bir yasadır. Öyle ki en gelişmiş alt yapı, personel, donanım ve önemli kaynağa sahip bir kapitalist ülke olan Fransa bile bunu yapamamaktadır.
Kaldı ki bu yasa bir toplumsal uzlaşmanın sonucunda yasalaşmamıştır. Bir sivil toplum örgütü olarak derneğimiz dahil pek çok örgüte yani halka, konunun ilgililerine, bu yasa gereği hizmet verenlere herhangi bir anlatımı, tartışması, katkı ve katılımının istenmesi söz konusu bile olmamıştır. Bu konunun tüm taraflarının değil uzlaşma ve anlaşmasının, görüşünün bile alınmadan böyle bir yasanın çıkarılması, devlet vatandaş ilişkisinin nasıl tanımlandığını görmek bakımından da önemlidir.
SGGSS'ya ilişkin en genel yaklaşımlarımız ve değerlendirmelerimiz bu doğrultuda. Bu nedenle aslında yasanın ayrıntıları üzerinde tartışmak bile “abesle iştigal”, gereksiz bir emek ve zaman kaybı olarak kabul edilebilir.
Yine de “ana akım medya” aracılığıyla topluma yönelik yapılan reklamların yanlışlığını ortaya koymak gerekir.
En başta söylenmesi gereken, pek çok kişi ve kesimin de vurguladığı bir gerçektir: SGGSS'nin yasa olarak çıksa bile ülkemizde uygulanması olanaksızdır. Yasa mevcut ama uygulanamaması da, tarif ettiği hizmet biçimini topluma dayattığı için “vatandaşın sağlık hizmetine ulaşma ve yararlanma hakkını ihlâl etmesi” anlamına gelecektir.
Öncelikle az konuşulan ve göz ardı edilen temel bir nokta vardır: Bu yasa; “bir sağlık hizmetinin finansmanı” yasasıdır. Başka bir deyişle bir sağlık hizmet modeli ve ona uygun bir yapılanmayı oluşturmamaktadır. Yasa mevcut sağlık hizmet organizasyonu ve kurumları eliyle verilecektir. Halen ülkemizde en temel sorun herkese eşit, ulaşılabilir ve etkin, tümelci ve basamaklandırılmış bir sağlık hizmeti söz konusu değildir. Batı ile doğu, kır ile kent, kentin varoşlarıyla merkezi arasında sağlık hizmetleri sunumu bakımından büyük bir adaletsizlik ve eşitsizlik vardır. Bu yasanın varolması ve uygulanması eğer bu hizmeti verecek kurumlar ortada yoksa, yetersizse veya dağılımı eşit ve dengeli değilse “sağlık hakkı”nın gereği olan sağlık hizmetlerine ulaşma ve yararlanmayı sağlamayacaktır.
59. hükümetin Sağlık Bakanlığı'nın daha önce yürürlükten kaldırdığı zorunlu hizmeti, o zamanki gerekçelerinin 180 derece zıddını söyleyerek yeniden uygulamaya koyması, ancak bununla bile eşitliği sağlayamaması bunun açık kanıtıdır.
Sağlıkta Reform Programı'nın diğer unsuru olan ve şu anda yalnız “pilot uygulama” halindeki “aile hekimliği” de tam işlese bile yine vatandaşın GSS çatısı altında olsa bile sağlık hizmetine ulaşma ve yararlanma hakkının ihlâliyle sonuçlanacaktır. Çünkü sağlık hizmeti yalnız “hastalıkların tanı ve tedavisinden” ibaret değildir. Daha önce “sosyalizasyon yasası” gereği, işleyen sağlık ocakları bu “reform uygulamasıyla ortadan kaldırılacağı için “Sağlığı koruyucu, geliştirici ve sağlıklılık halini bozan etmenlerin önlenmesine yönelik hizmetlerin muhatabı, bu hizmetleri sunan kurum” bulunmayacaktır.
Bu iki temel hak ihlâlini göz ardı etse bile GSS yine kapsam içindeki yurttaşların “tanı tedavi hizmetlerinden” de yararlanmasını engelleyecek hükümler taşımaktadır ve bunların sonucu yapılacak uygulamalarla yine “sağlık hizmetine ulaşma ve yararlanma hakkı” ihlâl edilmiş olacaktır.
Çünkü yasa prim ödeme durumuna göre hizmet vermektedir. Prim ödeme başlandıktan hemen sonra hizmetten yararlanma söz konusu olmadığı gibi, prim ödemedeki kesintiler, gecikmeler sigorta kapsamındaki kişilerin hizmetten yararlanmasını kısıtlayacaktır.
Ülkemizde işsizlikle ve kayıt dışı istihdamla ilgili rakamlar ortadadır. Bu koşullarda kamunun bu durumdaki kişilerin “tanı tedavi hizmetleri”ni karşılamak için ödeyeceği miktar, bütçesinin karşılayamayacağı bir kalemini oluşturacak, bu da sağlanamadığında yine hizmete ulaşma yararlanma hakkı ihlâl edilmiş olacaktır.
Diğer yandan yasada yer alan hükümlere göre sigorta kapsamında yer alacak hizmet ve ürünlerin belirlenmesi bir kurulun, sigorta gelir ve giderine göre vereceği kararlara bağlanmıştır. Buna göre bazı sağlık hizmetlerinden yararlanmama söz konusu olduğunda bu hizmetlere ulaşma ve yararlanma hakkı ihlâl edilmiş olacaktır.
Yasanın hizmet kapsamında olsa bile “hizmetten yararlanma” sırasında ödenecek bedel ve tedavi ve uygulamalardaki “katkı payı” ödemesinin zorunluluk haline getirilmiş olması, bu bedeli ödeyemeyecek sigorta kapsamı içindeki vatandaşın bu paraya sahip değilse hizmete ulaşma ve yararlanmamasına yol açarak yine bir “ihlâl”in söz konusu olması anlamına gelecektir. Bu noktada sigortasını devletin ödeyeceği, asgari ücretin 1/3'ünden daha az geliri olan kesimin, yine yasaya göre asgari ücretin üç katına kadar ödemek zorunda olduğu katkı payını nasıl ödeyebileceği çözümlenmemiş bir paradoks olarak durmakta ve bu çelişki nedeniyle de önemli bir kesim kapsam içinde olmasına karşın sağlık hizmetinden mahrum olacaktır.
Yasa daha önce mevcut sağlık güvencesi kurumlarını birleştirirken, bunların arasındaki farkları, daha öncesinde daha iyi olanların aleyhine olacak bir şekilde sağlayacaktır. Yani bu düzenlemeyle birlikte, toplumun önemli bir kesiminin, daha önce çalışarak kazandıkları bir “kazanılmış hakkı” ortadan kalkmış, bu anlamda da başka bir hak ihlâline yol açılmış olacaktır.
Özellikle Emekli Sandığı mensupları daha çok olmak üzere SSK ve Bağkur'lular da birbirlerine göre bu anlamda “hak kaybına” maruz kalacak olan yurttaşlardır.
Belirtilmesi gereken önemli bir başka unsur da bu uygulamanın işletme maliyetinin büyüklüğüdür. Mevcut sosyal güvenlik kurumlarının elemanlarının bu amaçla oluşturulan kuruma devri söz konusu olsa bile, primlerin belirlenmesi, toplanması ve kayıt altına alınması ve bunun hizmetin her noktasından ulaşılabilen bir sistemle sağlanması için gerekli alt yapı, organizasyon ve ortaya çıkacak ek personel giderleri de mevcut toplanan kaynağın aslında sağlık hizmetinden daha çok bu “operasyonel hizmetler” için harcanacağını göstermektedir.
Bunun yapılmaması durumunda kişilerin hizmetten yararlanması ortadan kalkacaktır. Yapılması durumunda ise sağlığa ayrılması gereken kaynakların önemli bir bölümü sağlık hizmeti dışındaki giderler olarak, primini ödeyen vatandaşın sırtına bir yük olarak binecektir.
Son olarak eklenmesi gereken, herkesin defalarca yinelediği bir başka önemli nokta; “bedel karşılığı verilen ve 'kâr etme mantığı' üzerinden kurgulanan bir sağlık hizmetinin giderek pahalı olacağı” gerçeğidir. Bu pahalılık giderek hizmet bedelinin GSS kasasından sağlanamaması bir anlamda GSS'nin batması anlamına geleceğidir. Bu da yine sağlık hizmetine ulaşma ve yararlanma hakkının ihlâlidir.
Tüm bu nedenlerle uygulanamayacak, uygulansa bile yurttaşın sağlık hizmetine ulaşma ve yararlanma hakkını ihlal edecek bir modeli meclisten geçirerek yasalaştırmak, uygulamaya çalışmak, tarihimizdeki pek çok örnekte olduğu gibi gelecekte vaz geçilecek, yeni gelen iktidarların “ne yapalım biz bunu kucağımızda bulduk” diyerek, kurtulmak için çaba sarf edeceği bir “hüsran abidesi” olacaktır.
Söz konusu yasayı uygulamaya koymak; bu ülkenin nüfus kağıdını taşıyan, okuluna giden, mahkemelerini uzlaşmazlıklarının çözüm yeri olarak kabul eden, sınırlarının korunması için askere giden, ülkenin refahı ve geleceği için vergisini ödeyen yurttaşlarla, aslında anayasasında yazdığı şekilde “sosyal bir devlet” olan devlet arasındaki “toplumsal sözleşme”nin inkârı ve ihlâli anlamına gelecektir.
Yurttaş sağlığı söz konusu olduğunda şimdiye kadar kendi yol ve yöntemleriyle ve bu alanda çalışan ülkenin “özverili sağlıkçıları”nın canlarını ortaya koyarak yaptığı çalışmalarla sorunlarını çözümleyecektir. Ama bu tür bir çözüm bu ülkeyi “çağdaş” kılmayacağı gibi, haklarını sağlayamayan insanların çoğunluğu oluşturduğu “insan haklarına saygılı ve hukukun üstünlüğünü temel alan bir ülke” olmaktan Türkiye'yi çıkaracaktır.
Ülkemizin insanı buna reva görülemez ve buna mahkum edilemez. Bir gün uyanacak ve hakkını aramak için “ellerini toprağa dayayıp ayağa kalkacaktır”. Geçmiş bunun örnekleriyle doludur ve belleklerdedir. Ama bu tür uygulamaları gerçekleştirenleri ise kimse anımsamamaktadır. “İktidar koltuklarında oturduğu halde gerçekte iktidar olmayanları” o koltuklara oturtanlar “doğru seçimlerini yapacaklardır.
Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.
Mustafa SÜTLAŞ
Sağlık Hakkı Hareketi Derneği Başkanı
10.05.2006